Topluma dayatılan sistematik baskıya ve haksızlıklara karşı sistematik mücadele etmeye ihtiyaç var. Sorunlu altyapıları, ağırlıklarından dolayı sadece karşı çıkarak ya da elimizi ayağımızı çekerek değiştiremiyorsak, o zaman yeni altyapılar kurmalıyız.1 Bir yaklaşım, sivil toplumda var olan dayanışma ağlarını güçlendirmek ve genişletmek için hak savunucularının takip ettikleri verileri müşterekleştirmek olabilir. Bu yazı neden sivil veri müşterekliği sağlayacak yeni bir altyapıya acilen ihtiyacımız olduğunu, bunu nasıl tasavvur edebileceğimizi ve nasıl hayata geçirebileceğimizi tartışıyor.

Önümüzdeki 12 Yıl İçin Bugün

Halihazırda 1 dereceye kadar ısınmış olan dünyanın bir yarım derece daha ısınması yaşamakta olduğumuz ekolojik krizi daha da derinleştirecek. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 8 Ekim 2018’de yayımladığı bilimsel raporunda, küresel ısınmayı 1,5 derecenin altında tutmak için 12 yılımız kaldığını, acilen harekete geçilmesi gerektiğini açıkladı.2 Bu raporda belirtilen hedeflere ulaşmanın cılız politikalar ya da tekil çabalarla mümkün olmadığını, ihtiyaç duyulan şeyin “toplumun her alanında hızlı, kapsamlı ve benzeri görülmemiş değişiklikler” gerçekleştirmek olduğunu söyledi. Işıkları söndürmek, az su kullanmak, ya da daha az uçağa binmek krizin boyutu ve aciliyeti karşısında yeterli değil; iklim değişikliğiyle bireysel mücadele bir aldatmaca. 

Dünyayı en çok kim ısıtıyor diye bilimsel verilere baktığımızda ise iklim krizinin en büyük sorumlusunun fosil yakıt endüstrisi olduğunu görüyoruz (%71’inden 100 şirket sorumlu).3 Petrol, doğalgaz, kömür çıkaran, taşıyan, işleyen, dağıtan, termik santralde yakarak enerji üretenler. Fosil yakıtlı araç, otoyol, uçak, havalimanı yapan, işleten, kullanan şirketler. Demiryolu ağları kurmak, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçmek, ücretsiz toplu taşıma sağlamak, yerel üretimi desteklemek mümkün iken, gazeteci Martin Lukacs’ın deyimiyle şirketlerin yıllardır doğaya, atıklarını boşaltabilecekleri bir lağım gibi muamele etmesine izin verildi. Malum bu şirketler ellerindeki sermaye ile nesil nesil siyasetçi satın alabiliyor, sınırsız imtiyazlar çıkarabiliyor, bizzat kanun tasarısı verebiliyorlar. İklim krizini inkâr eden ve görünmez kılmak için sistematik olarak algı yönlendirmesi, sansür, rıza üretimi yaptıran sermaye sahipleri, bir yandan da var gücüyle kendilerini ve ahbaplarını beslemekte. Hepimizi felakete sürükleyen bu eşkıya şebekeleri, iklim kriziyle mücadelede şüphesiz önümüzdeki en büyük engel.

ABD’de Gündoğumu Hareketi (Sunrise Movement) ve kongre üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in başlattığı Yeşil Yeni Düzen (Green New Deal) planı, 2020 yılında ülkeyi %100 yeşil enerjiye dönüştürecek planı başlatmayı hedefliyor.4 Böylesine büyük bir dönüşümü gerçekleştirebilmek için sadece enerji endüstrisini değil, enerjinin dokunduğu her alanın, ulaşım, konut, inşaat, sağlık, eğitim, asgari ücret, iş güvenliği, göç, ırk ve cinsiyet adaletsizliği gibi konuların beraber ele alınmasını öngörüyor. Yeşil Yeni Düzen planı, bu kadar geniş kapsamlı bir değişimin haritasını çıkararak hareket eden, dolayısıyla parça parça bir yaklaşım sunan değil, toplumun birleşik ihtiyaçlarından ortaya çıkan bütüncül bir akıma dönüşmekte.5 Öte yandan iklim değişimi hareketlerine yıllardır saldırmakta olan fosil yakıt endüstrisinin ve ortaklarının giderek artan koordineli bastırma, itibarsızlaştırma, güçsüzleştirme stratejilerine karşı meydan okuyabilmek için, sistematik olarak dayanışma sağlamak bir zorunluluk haline geldi. Özellikle farklı kategorilerdeki toplumsal hareketlerin kendi aralarındaki kesişimsellikleri kullanabilmesi gerekiyor. Toplumsal hareketler arasındaki kesişimleri tespit etmenin ve kullanmanın bir yolu farklı sivil oluşumların takip ettiği veriler arasında bağlantılar kurarak veri müşterekleri oluşturmak olabilir.

Yaşadığımız dönemde hak ihlallerinin örtülmesi ya da meşrulaştırılmasındaki önemli bir enstrüman olan sistematik dezenformasyon, kesinlikle yeni bir fenomen olmamakla birlikte, iletişim tarihinde daha önce hiç bu derece hesaplanmış ve algoritmik şekilde örgütlenmiş değildir.6 Profesyonel toplum mühendisliğinin de ötesinde “hakikat sonrası” diye tarif edilen bu dönemde özellikle toplum mücadelelerinin seslendiği kitlelerin sosyal medyadaki durumuna baktığımızda, kişiye özelleştirilmiş haber akışlarının herkesi giderek daha fazla kendi dünyasına hapsetmekte olduğunu görüyoruz.

Esasen bu duruma yol açan düzenin adı “gözetim kapitalizmi”; insanların deneyimlerinin daimi kayıt altına alındığı ve gelecekte gösterecekleri davranışlara dair tahminlerin birer meta olarak alınıp satılabildiği ekonomik düzen.7 Gözetim toplumu kavramı devletin her şeyi her an gözetliyor olması tartışması iken, gözetim kaptalizmi kavramı yeni yükselen Silikon Vadisi sermayesinin işleyiş biçimini tartışır. Google ve Facebook gibi şirketler için kullanıcı hareketleri hammadde; hareketlerin analiziyle hesaplanan davranış tahminleri ürün; bu platformlarda reklam verenler ve bu tahminleri satın alanlar ise müşteri. Üstelik insanların gelecek hareketlerinin alınıp satıldığı piyasalarda rekabet azgın. Öyle ki insanların atacağı adımları sadece tahmin etmek az geliyor. Yapılan tahminin doğruluk oranı ne kadar yüksek ise o kadar daha pahalıya satılabilir (örneğin %70 ihtimal şu linke tıklayabilir ve bu ürünü alabilir demek yerine o linke %100 tıklatmak ve o ürünü %100 satın aldırtmak). Bu sebeple kullanıcıları haklarında yapılan tahminleri gerçekleştirmesi için uygulamalar, tavsiyeler, kişiselleştirilmiş haber akışları ve benzeri yöntemler ile dürtmek ve istenilen doğrultuya yönlendirmek bu şirketlerin kârını arttırıyor. Nihayetinde, insanların hür iradesi dışında hareketlerini yönlendirerek kontrol altına almaya çalışmak rıza üretiminin belki de en uç noktası, gözetim kapitalizminin beslendiği en önemli güç kaynağı. 

Farklı hak mücadelelerinin verilerinin müşterekleştirilmesi ile oluşabilecek dayanışma ağına dair bir skeç, 2017, Burak Arıkan.

Gözetim kapitalizmini ne reddetmek mümkün olabiliyor ne de bu iletişim araçlarını kullanmayı bırakarak geri çekilmek bir işe yarıyor.8 Yapılması gereken bir yandan bu araçlara alternatif olacak sistemlerin kullanımını kolaylaştırarak yaygınlaştırmak, diğer yandan özellikle bilişim alanında çalışan sivil oluşumların bizi takip edenleri takip altına alması ve bunları diğer sivil oluşumların verileriyle müşterekleştirmesi.

Sivil Veri Müşterekleri

Son yıllarda insan hakları ihlallerinden kent hakkına, emek hareketlerinden dijital haklara, iklim adaletine hak ihlallerini takip eden, ayrıntılı veri toplayan ve yayımlayan oluşumlar var. Türkiye’de örneğin İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) iş cinayetlerini takip ediyor, Emek Çalışmaları Topluluğu işçi sınıfının eylemlerini kayıt altına alıyor, Yurttaşlık Derneği’nin bir projesi Karadeniz’deki Yeşil Yol hattında verilen ihalelerin veri tabanını tutuyor, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi zorla kaybetmelerin verilerini tutuyor, Hrant Dink Derneği Ermeni mülklerinin ve yerleşimlerinin kayıtlarını tutuyor, Mülksüzleştirme Ağları iktidar-sermaye ortaklıklarının veritabanını tutuyor.9

“Sivil veri oluşumları” olarak adlandırabileceğimiz bu örgütlenmeler neden çalışmalarını sadece birer rapor olarak yayımlamak yerine takipçisi oldukları verileri bir veritabanı olarak kullanıma açıyor? Bu sorunun cevabı veri ve enformasyon arasındaki farktan kaynaklanıyor. Veri ampiriktir, gözlem ya da ölçüm ile elde edilir; enformasyon ise estetiktir, verinin yorumlanması, düzenlenmesi ve analizinden elde edilir. Sivil oluşumların takip ettiği sorunları devletler ve uluslararası kuruluşlar ya sorun olarak görmüyor ya da göz ardı ediyor, dolayısıyla haklarında veri takip edilmesiyle ilgilenmiyorlar. Bu durum, hangi verinin takip edileceği ve yayımlanacağı konusunda seçim yapmayı politik bir eylem olarak konumlandırıyor.

Hak ihlallerini düzenli takip ederek herkesin erişebileceği veritabanları oluşturmak, bu tür verileri başka şekillerde bulamayan avukatlara, gazetecilere, araştırmacılara, aktivistlere ve siyasa yapıcılara güvenilir referanslar sağlıyor. Ancak bununla birlikte, birçok toplumsal mesele aslında doğasında birbirine bağlantılı olsa da, bunlara dair farklı sivil toplum oluşumları tarafından üretilen veriler nadiren birbirleriyle ilişki içinde kullanılıyor. Farklı sivil oluşumların çalışmaları arasındaki bu birlikte işlerlik eksikliği, çabaların parçacıklı kalarak cılızlaşması ve farklı sorunların altında yatan ortak nedenlerin örtülü kalmasıyla sonuçlanıyor.

Sivil toplum örgütleri arasındaki ittifaklar ise, genellikle ortak kategorilere dayanıyor. Halbuki farklı kategorilerin altında yatan sorunların sorumlusu aynı aktörler ya da dolaylı olarak birbirine bağlı aktörler olabiliyor. Somut örnekler vermek gerekirse, bir şirketin ofislerinde gerçekleşen LGBTİ ayrımcılığı ile aynı şirketin inşaatlarındaki iş cinayetleri nadiren bir arada tartışılıyor. Esasında termik santrallere sahip bir şirketin marketlere koyduğu bir organik/doğal gıda markası genellikle bu ürünü tercih edebilecek ama termik santrallerin de doğayı nasıl katlettiğinin bilincinde olan tüketicilerin farkında olmadığı bir durum. Bir doğalgaz boru hattı etrafındaki imtiyazlar ile yasallaştırılan yolsuzluklar, nadiren hattın geçtiği ülkelerin militarizasyon harcamaları ile ya da göç politikaları ile ilişkilendiriliyor. Bu konular ayrı ayrı sivil toplum grupları tarafından yakından izlendiği hâlde, birlikte işlerliği toplumun gündeminde yer bulamamaktadır. Sorunlar genellikle izole olarak ele alındığından, karmaşık problemler çoğunlukla bir kriz oluşana kadar karanlıkta kalmaktadır.

Öte yandan sivil veri oluşumlarının, odaklandıkları çalışmaları diğer sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına bağlamaya odaklanacak zamanları ve enerjileri olmadığını gözlüyoruz. Malum, ele aldıkları konuların aciliyeti dikkatlerinin çoğunu alıyor. Ayrıca, faaliyetleri için mevcut kaynakların sınırlılığı bu oluşumları, zaman zaman hibeler ve fonlar için kendi aralarında rekabet etmek zorunda bırakıyor. Bu nedenlerle, bir veri çalışmasının başka verilerler ile bağlanması konusunda gerek niteliği gerek fikri mülkiyeti yönetmek, kaynakları sınırlı olan birçok sivil toplum kuruluşu için külfet olabiliyor.

Ayrıca her alanda olduğu gibi, sivil toplum emekçileri de belirli kategorilere odaklandıkça izole kalarak kendi uzmanlık alanlarındaki sosyal ilişkilerin bütünlüğünü kavrayamayabiliyor. McKenzie Wark’ın General Intellects kitabında işaret ettiği gibi, ne gazetecilik ne akademideki disiplinlerarasılık ne de düşünce önderliği özellikle bilişsel emekçileri bölen uzmanlaşmanın sorunlarını tam olarak çözemez.10 Bunun yerine gerekli olan, müşterek bilgi üretimine imkân sağlayacak yeni altyapılar geliştirmektir. Bunu yapmanın bir yolu, sivil toplum örgütlerinin kendi araştırma verilerini meşru ve doğrulanmış bir şekilde başka örgütlerin veri araştırmalarına bağlamalarını sağlayabilecek, dolayısıyla farklı sivil çalışmaların birlikte işlerliğine imkân açabilecek, çapraz dayanışma ağlarını güçlendirecek11 ve sivil verinin müşterekleşmesini kurumsallaştıracak bir altyapının inşasından geçiyor.

Sivil Veri Müşterekliğinin Açacağı İmkânlar

Farklı sivil oluşumların takip ettikleri verileri birbirleri ile bağlantılı hâle getirmek için başvurabileceğimiz en genel ortak kategoriler “yer” ve “zaman” olarak görülebilir. Farklı veri setlerinde aynı tarihlerde gerçekleşen olaylar, aynı yerlerde cereyan eden sorunlar. Biraz daha spesifik bakarsak farklı verilerin içinde aynı olan “şirketler”, “devlet kurumları”, “kanunlar”, “anlaşmalar” gibi bağlayıcı noktaları görebiliriz. 

Böyle farklı sivil veriler arasında köprü kurmaya ilk defa 2015 Eylül ayında Graph Commons platformunun İstanbul’da düzenlediği ağ haritalama atölyesinde başlamıştık, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) iş cinayetleri verileri ile Emek Çalışmaları Topluluğu’nun işçi eylemleri verileri arasında ortak işyerleri ve şirketler üzerinden köprüler kurmuştuk. Bu köprüler ile zincirleme cümleler kurabilmeye başladık: “İş cinayeti yaşanan bu işyerinin sahibi olan şirketin şu fabrikalarında grev var.”12

Peki sivil veriler arasında müşterekleştirmenin yani aralarında bağlantılar kurularak yaratılan  birlikte işlerlik durumu ne gibi yeni imkânlar sağlayabilir? Bunlardan birkaçını sıralayacak olursak:

Sivil toplum kuruluşları arasında mevcut işbirliklerinin verimini artırmak: Halihazırda kampanya, sokak eylemi, kapasite geliştirme, yasal yardım ve finansman gibi konularında yapılan işbirlikleri düzenli ve sürekli veri alışverişi olduğunda çok daha verimli hâle getirilebilir.

Sivil toplum kuruluşları arasında yeni işbirlikleri sağlamak: Sivil oluşumlar arasındaki ittifaklar genellikle ortak kategorilere dayanmakta, halbuki ayrı görünen sorunların altında yatan kesişimler ortaya çıkarıldığında yeni işbirlikleri başlayabilir.

Sivil toplum çalışmalarının etkisini artırmak: Bir sivil oluşum kendi takipçisi olduğu sorunun diğer sorunlarla kesişim noktalarını kullandığında, sadece kendi kitlesine değil bağlantı kurduğu diğer sorunun da kitlesine ulaşmış olur.

Güç yapıları hakkında örtülü kalmış bilgileri ortaya çıkarmak: Farklı araştırmaların uçları bağlandığında, dolaylı bağlantılar ve eskiden görünmez kalıplar görünür hâle gelir ve beraber daha büyük bir resmi ortaya çıkarmış oluruz.

Bağlantılardan yeni anlamlar keşfetmek: Veri noktaları arasındaki bağların ayrı sorun katmanları arasında gezinmeyi sağlaması, sadece bir veri setine bakmaya göre çok daha yeni anlamlar okumamıza imkân verir.

Mevcut Yaklaşımlar

Genel olarak sivil alanda veri ihtiyaçlarına yönelik çeşitli girişimler olmuştur, ancak farklı sivil toplum grupları tarafından oluşturulan verilerin birlikte çalışabilir hâle getirilmesine odaklanan olmamıştır. Bu girişimler bir kaç kategoride tartışılabilir.

Birincisi, “açık veri hareketi” diyebileceğimiz, devletlerin ve şirketlerin verilerini açmak için yürütülen projeler. Çoğunlukla Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve küresel kapsamı olan özel vakıflar tarafından destekleniyor. Bunların arasında öne çıkan bir kuruluş Londra merkezli Açık Veri Enstitüsü (Open Data Institute) kendini insanların veri kullanarak daha iyi kararlar alabildiği güvenilir bir veri ekosistemi oluşturmak için şirketler ve hükümetlerle çalışan bir kurum olarak tanımlar. Aynı şekilde yine Londra’da Açık Bilgi Vakfı (Open Knowledge Foundation) benzer hedeflerle kamu kurumlarının mevcut verilerinin açılması için programlar yürütüyor. Ancak, açılmasına yardım ettikleri veriler sivil toplum tarafından seçilmiş kritik konularda değil, halihazırda devletler ve şirketler tarafından belirlenmiş ve takip edilen kategoriler dahilindedir.

İkincisi, “araştırmacı gazetecilik” alanında yapılan bilgi üretimi, çoğunlukla birden fazla kaynak ile işbirliğini gerektiriyor. Araştırmacı gazeteciler çok sayıda veri kümesini birbirine bağlarlar ve bulguları çoğu kez uzun formatlı haber makalesi olarak yayımlanır. Bu gazetecilik biçimi araştırılan konunun yayılması ve anlaşılması için çok faydalı olsa da, makalelerin kendisi genelde yapısal bir veri sağlamıyor. Bir makaleden daha uzun araştırma dizilerinde, zaman zaman habere ek olarak veri dosyaları da yayımlanmaktadır. Ancak araştırma genellikle aranabilir, taranabilir, sorgulanabilir yapısal bir veritabanı sistemi olarak açılmaz.13 Bunun nedeni, özellikle ilk çalışma kapsamı tamamlandıktan sonra konuyu takip etmek için zaman ve kaynak ayrılamaması ve sürekli veritabanı bakımı yapmanın gazetecilik kuruluşları için zorlayıcı olmasıdır diyebiliriz.

Üçüncüsü, “veri iletim standartları” belirli ihtiyaçlar için özelleştirilerek sivil veri müştereklerinde kullanım potansiyeline sahip olsa da teknik karmaşıklığı bunu zorlaştırmaktadır. Bu standartlar arasında JSON-LD ve RDF internette bilgisayarlar arasında bağlı-veri taşımak için kullanılmakta. IPLD14  standardı kriptografik olarak yapılandırılmış veri sistemleri arasında tercüman olarak hareket eder. Tabii sadece bu genel teknik standartların varlığı sivil toplumun benimsenmesine yardımcı değildir, çünkü sivil toplumun spesifik dili ve ontolojisi bu standartlar içinde yoktur ve dolayısıyla bu teknolojileri kendine göre yoğurması pek mümkün olmamaktadır.

Veri Müşterekliği İçin Bir Arayüz: Graph Commons

Graph Commons (ağ müşterekleri), verileri etkileşimli ağ haritalarına dönüştürme, analiz etme ve yayınlama platformudur. 2011 yılının Mart ayında hayata geçirilmiş olan Graph Commons platformu araştırmacı gazetecilik, strateji oluşturma, kurumsal analiz, ekosistem haritalama, arşiv araştırması, içerik küratörlüğü gibi çok çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır. Mülksüzleştirme Ağları ve benzeri pek çok çalışmaya Türkiye’de ve dünyada altyapı sağlamış olan platform, bağlı verileri bir ağ içinde beraber işleyecek biçimde konumlandırmak, etkileşimli haritalar sayesinde normalde çok karmaşık olabilecek örüntüleri kolayca okumayı sağlamak, paylaşmak ve yayımlamak için faydalı olmuştur. Platformu kullanan topluluklar, kendi projeleri dahilinde aktörleri ve ilişkileri haritalandırıyor, ancak kendi verilerini başka projelerin veri noktalarına kolayca bağlayacak ve birlikte işler hâle getirecek bir yöntem henüz kullanamıyorlar.15

Sivil Veri Müşterekleri İçin Gayri-Merkezi Şebeke

Sivil verileri birlikte işler hâle getirecek altyapı için açık bir protokol ve gayri-merkezi bir ağ geliştirmeye ihtiyaç var. Bugün sosyal medyadan haber sitelerine tüm dijital servisler bulut bilişim diye de adlandırılan merkezi olarak kontrol edilen bilgisayarlar üzerinde sunulmakta, gayri-merkezi bir altyapı ise çok sayıda bilgisayarın koordine çalışarak servis sunması anlamına geliyor. Sadece bu şekilde merkezi bir bilgisayara ihtiyaç duyulmadan, her zaman ulaşılabilir, herhangi bir otorite tarafından kontrol edilemez, sansürlenemez, kimseden izin almadan okunabilir ve yazılabilir, kayıtları değiştirilemez veya taklit edilemez bir gayri-merkezi veri sistemine sahip olmak mümkün olabilir. 

Böyle bir altyapı gayri-merkezi, blokzincir sistemlerinin mimarisi kullanılarak inşa edilmeli ve tamamen farklı veri setleri arasında doğrulanabilir ara bağlantıların oluşturulmasına ve dağıtımına olanak tanımalıdır. Bir yandan, veri tek bir merkezde depolanmamalı, diğer yandan sivil toplum meselelerinin farklı veri kümeleri arasında kolayca köprü oluşturmak ve kullanmak için yeni işlevlere sahip olmalıdır. 

Sivil veri müşterekleri altyapısını sağlayacak gayri-merkezi ağın protokolü ve anayasası, bunu kullanacak gruplarla birlikte oluşturulmalı ve üzerinde anlaşılan yönetişim düzeninin kolayca güncellenmesi fikir birliği ya da oylama gibi yöntemlerle mümkün olmalıdır. Böyle bir gayri-merkezi ağ altyapısı üzerine inşa edilecek uygulamalar sivil toplumun sürdürülebilir dayanışma ağları geliştirmesine yardımcı olacaktır.


1- Bu fikrin ayrıntılı tartışması için: Wark, M.K. (2016, Şubat)“The Vectoralist Class, Part II”, e-flux,

https://www.e-flux.com/journal/70/60567/the-vectoralist-class-part-ii/

2- IPCC (2018, 8 Ekim) “Global Warming of 1.5 °C”, https://www.ipcc.ch/sr15/

3- Lukacs, M. (2019, 26 Ocak) “İklim Değişikliğiyle Bireysel Mücadele Aldatmacası, Martin Lukacs”, BİA Haber Merkezi, http://bianet.org/biamag/cevre/204858-iklim-degisikligiyle-bireysel-mucadele-aldatmacasi

4- Aşıcı, A.A. (2019, 11 Ocak) “Ayakları Yere Basan Tek Alternatif: Yeşil Yeni Düzen”, Yeşil Gazete, https://yesilgazete.org/blog/2019/01/11/ayaklari-yere-basan-tek-alternatif-yesil-yeni-duzen-ahmet-atil-asici/

5- Klein, N. (2019, 13 Şubat) “The Battle Lines Have Been Drawn On The Green New Deal”, The Intercept, https://theintercept.com/2019/02/13/green-new-deal-proposal/

6- Arıkan, B. (2016, 30 Aralık) “The year 2016 marked the post-truth era, what now?”, https://medium.com/graph-commons/the-year-2016-marked-the-post-truth-era-what-now-5b20e4e5c16a

7- Zuboff, S. (2019) The Age of Surveillance Capitalism, Public Affair Books, https://www.publicaffairsbooks.com/titles/shoshana-zuboff/the-age-of-surveillance-capitalism/9781610395694/

8- Türkiye’de İnternet yasaklarına karşı 2010 ve 2011 yılında gösteriler yapıldı, ancak bu eylemler gözetim kapitalizmini sorunsallaştırmadı. Öte yandan Google, Facebook gibi şirketlere karşı yapılan eylemler dünyada son derece nadir sayıdadır.

9- Arıkan, B. (2016, 11 Haziran) “Devletin ve Özel Sektörün Gönüllü Denetimcileri: Sivil Veri İnisiyatifleri”, BİA Haber Merkezi, https://bianet.org/4/32/175731-devletin-ve-ozel-sektorun-gonullu-denetimcileri-sivil-veri-inisiyatifleri

10-  Wark, M.K. (2017) General Intellects, New York: Verso Books

11- Sosyal Haklar Derneği 2018 Çalıştayı’nda üst başlık olarak kullanılan “Çapraz Dayanışma Ağları” için bakınız: http://sosyalhaklardernegi.org/11-13-mayis-tarihlerinde-sosyal-haklar-nehir-sempozyumu-ve-forumunda-bulusuyoruz/

12- “Yapısal Gazetecilik ve Ağ Haritalama Hackathonu Dökümantasyonu”, 12-13 Eylül 2015 İstanbul Hackathonu için bakınız: https://graphcommons.github.io/hackathons/2015/08/21/istanbul-yapisal-gazetecilik-dokumentasyon/

13- Nadir örneklerden: Panama Papers veritabanını tutan International Consortium of Investigative Journalists için bakınız: https://www.icij.org/investigations/panama-papers/

14- IPLD: https://ipld.io/

15- Graph Commons platformu 2011 yılında açılmıştır, https://graphcommons.com

Topluma dayatılan sistematik baskıya ve haksızlıklara karşı sistematik mücadele etmeye ihtiyaç var. Sorunlu altyapıları, ağırlıklarından dolayı sadece karşı çıkarak ya da elimizi ayağımızı çekerek değiştiremiyorsak, o zaman yeni altyapılar kurmalıyız.1 Bir yaklaşım, sivil toplumda var olan dayanışma ağlarını güçlendirmek ve genişletmek için hak savunucularının takip ettikleri verileri müşterekleştirmek olabilir. Bu yazı neden sivil veri müşterekliği sağlayacak yeni bir altyapıya acilen ihtiyacımız olduğunu, bunu nasıl tasavvur edebileceğimizi ve nasıl hayata geçirebileceğimizi tartışıyor.

Önümüzdeki 12 Yıl İçin Bugün

Halihazırda 1 dereceye kadar ısınmış olan dünyanın bir yarım derece daha ısınması yaşamakta olduğumuz ekolojik krizi daha da derinleştirecek. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 8 Ekim 2018’de yayımladığı bilimsel raporunda, küresel ısınmayı 1,5 derecenin altında tutmak için 12 yılımız kaldığını, acilen harekete geçilmesi gerektiğini açıkladı.2 Bu raporda belirtilen hedeflere ulaşmanın cılız politikalar ya da tekil çabalarla mümkün olmadığını, ihtiyaç duyulan şeyin “toplumun her alanında hızlı, kapsamlı ve benzeri görülmemiş değişiklikler” gerçekleştirmek olduğunu söyledi. Işıkları söndürmek, az su kullanmak, ya da daha az uçağa binmek krizin boyutu ve aciliyeti karşısında yeterli değil; iklim değişikliğiyle bireysel mücadele bir aldatmaca. 

Dünyayı en çok kim ısıtıyor diye bilimsel verilere baktığımızda ise iklim krizinin en büyük sorumlusunun fosil yakıt endüstrisi olduğunu görüyoruz (%71’inden 100 şirket sorumlu).3 Petrol, doğalgaz, kömür çıkaran, taşıyan, işleyen, dağıtan, termik santralde yakarak enerji üretenler. Fosil yakıtlı araç, otoyol, uçak, havalimanı yapan, işleten, kullanan şirketler. Demiryolu ağları kurmak, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçmek, ücretsiz toplu taşıma sağlamak, yerel üretimi desteklemek mümkün iken, gazeteci Martin Lukacs’ın deyimiyle şirketlerin yıllardır doğaya, atıklarını boşaltabilecekleri bir lağım gibi muamele etmesine izin verildi. Malum bu şirketler ellerindeki sermaye ile nesil nesil siyasetçi satın alabiliyor, sınırsız imtiyazlar çıkarabiliyor, bizzat kanun tasarısı verebiliyorlar. İklim krizini inkâr eden ve görünmez kılmak için sistematik olarak algı yönlendirmesi, sansür, rıza üretimi yaptıran sermaye sahipleri, bir yandan da var gücüyle kendilerini ve ahbaplarını beslemekte. Hepimizi felakete sürükleyen bu eşkıya şebekeleri, iklim kriziyle mücadelede şüphesiz önümüzdeki en büyük engel.

ABD’de Gündoğumu Hareketi (Sunrise Movement) ve kongre üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in başlattığı Yeşil Yeni Düzen (Green New Deal) planı, 2020 yılında ülkeyi %100 yeşil enerjiye dönüştürecek planı başlatmayı hedefliyor.4 Böylesine büyük bir dönüşümü gerçekleştirebilmek için sadece enerji endüstrisini değil, enerjinin dokunduğu her alanın, ulaşım, konut, inşaat, sağlık, eğitim, asgari ücret, iş güvenliği, göç, ırk ve cinsiyet adaletsizliği gibi konuların beraber ele alınmasını öngörüyor. Yeşil Yeni Düzen planı, bu kadar geniş kapsamlı bir değişimin haritasını çıkararak hareket eden, dolayısıyla parça parça bir yaklaşım sunan değil, toplumun birleşik ihtiyaçlarından ortaya çıkan bütüncül bir akıma dönüşmekte.5 Öte yandan iklim değişimi hareketlerine yıllardır saldırmakta olan fosil yakıt endüstrisinin ve ortaklarının giderek artan koordineli bastırma, itibarsızlaştırma, güçsüzleştirme stratejilerine karşı meydan okuyabilmek için, sistematik olarak dayanışma sağlamak bir zorunluluk haline geldi. Özellikle farklı kategorilerdeki toplumsal hareketlerin kendi aralarındaki kesişimsellikleri kullanabilmesi gerekiyor. Toplumsal hareketler arasındaki kesişimleri tespit etmenin ve kullanmanın bir yolu farklı sivil oluşumların takip ettiği veriler arasında bağlantılar kurarak veri müşterekleri oluşturmak olabilir.

Yaşadığımız dönemde hak ihlallerinin örtülmesi ya da meşrulaştırılmasındaki önemli bir enstrüman olan sistematik dezenformasyon, kesinlikle yeni bir fenomen olmamakla birlikte, iletişim tarihinde daha önce hiç bu derece hesaplanmış ve algoritmik şekilde örgütlenmiş değildir.6 Profesyonel toplum mühendisliğinin de ötesinde “hakikat sonrası” diye tarif edilen bu dönemde özellikle toplum mücadelelerinin seslendiği kitlelerin sosyal medyadaki durumuna baktığımızda, kişiye özelleştirilmiş haber akışlarının herkesi giderek daha fazla kendi dünyasına hapsetmekte olduğunu görüyoruz.

Esasen bu duruma yol açan düzenin adı “gözetim kapitalizmi”; insanların deneyimlerinin daimi kayıt altına alındığı ve gelecekte gösterecekleri davranışlara dair tahminlerin birer meta olarak alınıp satılabildiği ekonomik düzen.7 Gözetim toplumu kavramı devletin her şeyi her an gözetliyor olması tartışması iken, gözetim kaptalizmi kavramı yeni yükselen Silikon Vadisi sermayesinin işleyiş biçimini tartışır. Google ve Facebook gibi şirketler için kullanıcı hareketleri hammadde; hareketlerin analiziyle hesaplanan davranış tahminleri ürün; bu platformlarda reklam verenler ve bu tahminleri satın alanlar ise müşteri. Üstelik insanların gelecek hareketlerinin alınıp satıldığı piyasalarda rekabet azgın. Öyle ki insanların atacağı adımları sadece tahmin etmek az geliyor. Yapılan tahminin doğruluk oranı ne kadar yüksek ise o kadar daha pahalıya satılabilir (örneğin %70 ihtimal şu linke tıklayabilir ve bu ürünü alabilir demek yerine o linke %100 tıklatmak ve o ürünü %100 satın aldırtmak). Bu sebeple kullanıcıları haklarında yapılan tahminleri gerçekleştirmesi için uygulamalar, tavsiyeler, kişiselleştirilmiş haber akışları ve benzeri yöntemler ile dürtmek ve istenilen doğrultuya yönlendirmek bu şirketlerin kârını arttırıyor. Nihayetinde, insanların hür iradesi dışında hareketlerini yönlendirerek kontrol altına almaya çalışmak rıza üretiminin belki de en uç noktası, gözetim kapitalizminin beslendiği en önemli güç kaynağı. 

Farklı hak mücadelelerinin verilerinin müşterekleştirilmesi ile oluşabilecek dayanışma ağına dair bir skeç, 2017, Burak Arıkan.

Gözetim kapitalizmini ne reddetmek mümkün olabiliyor ne de bu iletişim araçlarını kullanmayı bırakarak geri çekilmek bir işe yarıyor.8 Yapılması gereken bir yandan bu araçlara alternatif olacak sistemlerin kullanımını kolaylaştırarak yaygınlaştırmak, diğer yandan özellikle bilişim alanında çalışan sivil oluşumların bizi takip edenleri takip altına alması ve bunları diğer sivil oluşumların verileriyle müşterekleştirmesi.

Sivil Veri Müşterekleri

Son yıllarda insan hakları ihlallerinden kent hakkına, emek hareketlerinden dijital haklara, iklim adaletine hak ihlallerini takip eden, ayrıntılı veri toplayan ve yayımlayan oluşumlar var. Türkiye’de örneğin İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) iş cinayetlerini takip ediyor, Emek Çalışmaları Topluluğu işçi sınıfının eylemlerini kayıt altına alıyor, Yurttaşlık Derneği’nin bir projesi Karadeniz’deki Yeşil Yol hattında verilen ihalelerin veri tabanını tutuyor, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi zorla kaybetmelerin verilerini tutuyor, Hrant Dink Derneği Ermeni mülklerinin ve yerleşimlerinin kayıtlarını tutuyor, Mülksüzleştirme Ağları iktidar-sermaye ortaklıklarının veritabanını tutuyor.9

“Sivil veri oluşumları” olarak adlandırabileceğimiz bu örgütlenmeler neden çalışmalarını sadece birer rapor olarak yayımlamak yerine takipçisi oldukları verileri bir veritabanı olarak kullanıma açıyor? Bu sorunun cevabı veri ve enformasyon arasındaki farktan kaynaklanıyor. Veri ampiriktir, gözlem ya da ölçüm ile elde edilir; enformasyon ise estetiktir, verinin yorumlanması, düzenlenmesi ve analizinden elde edilir. Sivil oluşumların takip ettiği sorunları devletler ve uluslararası kuruluşlar ya sorun olarak görmüyor ya da göz ardı ediyor, dolayısıyla haklarında veri takip edilmesiyle ilgilenmiyorlar. Bu durum, hangi verinin takip edileceği ve yayımlanacağı konusunda seçim yapmayı politik bir eylem olarak konumlandırıyor.

Hak ihlallerini düzenli takip ederek herkesin erişebileceği veritabanları oluşturmak, bu tür verileri başka şekillerde bulamayan avukatlara, gazetecilere, araştırmacılara, aktivistlere ve siyasa yapıcılara güvenilir referanslar sağlıyor. Ancak bununla birlikte, birçok toplumsal mesele aslında doğasında birbirine bağlantılı olsa da, bunlara dair farklı sivil toplum oluşumları tarafından üretilen veriler nadiren birbirleriyle ilişki içinde kullanılıyor. Farklı sivil oluşumların çalışmaları arasındaki bu birlikte işlerlik eksikliği, çabaların parçacıklı kalarak cılızlaşması ve farklı sorunların altında yatan ortak nedenlerin örtülü kalmasıyla sonuçlanıyor.

Sivil toplum örgütleri arasındaki ittifaklar ise, genellikle ortak kategorilere dayanıyor. Halbuki farklı kategorilerin altında yatan sorunların sorumlusu aynı aktörler ya da dolaylı olarak birbirine bağlı aktörler olabiliyor. Somut örnekler vermek gerekirse, bir şirketin ofislerinde gerçekleşen LGBTİ ayrımcılığı ile aynı şirketin inşaatlarındaki iş cinayetleri nadiren bir arada tartışılıyor. Esasında termik santrallere sahip bir şirketin marketlere koyduğu bir organik/doğal gıda markası genellikle bu ürünü tercih edebilecek ama termik santrallerin de doğayı nasıl katlettiğinin bilincinde olan tüketicilerin farkında olmadığı bir durum. Bir doğalgaz boru hattı etrafındaki imtiyazlar ile yasallaştırılan yolsuzluklar, nadiren hattın geçtiği ülkelerin militarizasyon harcamaları ile ya da göç politikaları ile ilişkilendiriliyor. Bu konular ayrı ayrı sivil toplum grupları tarafından yakından izlendiği hâlde, birlikte işlerliği toplumun gündeminde yer bulamamaktadır. Sorunlar genellikle izole olarak ele alındığından, karmaşık problemler çoğunlukla bir kriz oluşana kadar karanlıkta kalmaktadır.

Öte yandan sivil veri oluşumlarının, odaklandıkları çalışmaları diğer sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına bağlamaya odaklanacak zamanları ve enerjileri olmadığını gözlüyoruz. Malum, ele aldıkları konuların aciliyeti dikkatlerinin çoğunu alıyor. Ayrıca, faaliyetleri için mevcut kaynakların sınırlılığı bu oluşumları, zaman zaman hibeler ve fonlar için kendi aralarında rekabet etmek zorunda bırakıyor. Bu nedenlerle, bir veri çalışmasının başka verilerler ile bağlanması konusunda gerek niteliği gerek fikri mülkiyeti yönetmek, kaynakları sınırlı olan birçok sivil toplum kuruluşu için külfet olabiliyor.

Ayrıca her alanda olduğu gibi, sivil toplum emekçileri de belirli kategorilere odaklandıkça izole kalarak kendi uzmanlık alanlarındaki sosyal ilişkilerin bütünlüğünü kavrayamayabiliyor. McKenzie Wark’ın General Intellects kitabında işaret ettiği gibi, ne gazetecilik ne akademideki disiplinlerarasılık ne de düşünce önderliği özellikle bilişsel emekçileri bölen uzmanlaşmanın sorunlarını tam olarak çözemez.10 Bunun yerine gerekli olan, müşterek bilgi üretimine imkân sağlayacak yeni altyapılar geliştirmektir. Bunu yapmanın bir yolu, sivil toplum örgütlerinin kendi araştırma verilerini meşru ve doğrulanmış bir şekilde başka örgütlerin veri araştırmalarına bağlamalarını sağlayabilecek, dolayısıyla farklı sivil çalışmaların birlikte işlerliğine imkân açabilecek, çapraz dayanışma ağlarını güçlendirecek11 ve sivil verinin müşterekleşmesini kurumsallaştıracak bir altyapının inşasından geçiyor.

Sivil Veri Müşterekliğinin Açacağı İmkânlar

Farklı sivil oluşumların takip ettikleri verileri birbirleri ile bağlantılı hâle getirmek için başvurabileceğimiz en genel ortak kategoriler “yer” ve “zaman” olarak görülebilir. Farklı veri setlerinde aynı tarihlerde gerçekleşen olaylar, aynı yerlerde cereyan eden sorunlar. Biraz daha spesifik bakarsak farklı verilerin içinde aynı olan “şirketler”, “devlet kurumları”, “kanunlar”, “anlaşmalar” gibi bağlayıcı noktaları görebiliriz. 

Böyle farklı sivil veriler arasında köprü kurmaya ilk defa 2015 Eylül ayında Graph Commons platformunun İstanbul’da düzenlediği ağ haritalama atölyesinde başlamıştık, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) iş cinayetleri verileri ile Emek Çalışmaları Topluluğu’nun işçi eylemleri verileri arasında ortak işyerleri ve şirketler üzerinden köprüler kurmuştuk. Bu köprüler ile zincirleme cümleler kurabilmeye başladık: “İş cinayeti yaşanan bu işyerinin sahibi olan şirketin şu fabrikalarında grev var.”12

Peki sivil veriler arasında müşterekleştirmenin yani aralarında bağlantılar kurularak yaratılan  birlikte işlerlik durumu ne gibi yeni imkânlar sağlayabilir? Bunlardan birkaçını sıralayacak olursak:

Sivil toplum kuruluşları arasında mevcut işbirliklerinin verimini artırmak: Halihazırda kampanya, sokak eylemi, kapasite geliştirme, yasal yardım ve finansman gibi konularında yapılan işbirlikleri düzenli ve sürekli veri alışverişi olduğunda çok daha verimli hâle getirilebilir.

Sivil toplum kuruluşları arasında yeni işbirlikleri sağlamak: Sivil oluşumlar arasındaki ittifaklar genellikle ortak kategorilere dayanmakta, halbuki ayrı görünen sorunların altında yatan kesişimler ortaya çıkarıldığında yeni işbirlikleri başlayabilir.

Sivil toplum çalışmalarının etkisini artırmak: Bir sivil oluşum kendi takipçisi olduğu sorunun diğer sorunlarla kesişim noktalarını kullandığında, sadece kendi kitlesine değil bağlantı kurduğu diğer sorunun da kitlesine ulaşmış olur.

Güç yapıları hakkında örtülü kalmış bilgileri ortaya çıkarmak: Farklı araştırmaların uçları bağlandığında, dolaylı bağlantılar ve eskiden görünmez kalıplar görünür hâle gelir ve beraber daha büyük bir resmi ortaya çıkarmış oluruz.

Bağlantılardan yeni anlamlar keşfetmek: Veri noktaları arasındaki bağların ayrı sorun katmanları arasında gezinmeyi sağlaması, sadece bir veri setine bakmaya göre çok daha yeni anlamlar okumamıza imkân verir.

Mevcut Yaklaşımlar

Genel olarak sivil alanda veri ihtiyaçlarına yönelik çeşitli girişimler olmuştur, ancak farklı sivil toplum grupları tarafından oluşturulan verilerin birlikte çalışabilir hâle getirilmesine odaklanan olmamıştır. Bu girişimler bir kaç kategoride tartışılabilir.

Birincisi, “açık veri hareketi” diyebileceğimiz, devletlerin ve şirketlerin verilerini açmak için yürütülen projeler. Çoğunlukla Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve küresel kapsamı olan özel vakıflar tarafından destekleniyor. Bunların arasında öne çıkan bir kuruluş Londra merkezli Açık Veri Enstitüsü (Open Data Institute) kendini insanların veri kullanarak daha iyi kararlar alabildiği güvenilir bir veri ekosistemi oluşturmak için şirketler ve hükümetlerle çalışan bir kurum olarak tanımlar. Aynı şekilde yine Londra’da Açık Bilgi Vakfı (Open Knowledge Foundation) benzer hedeflerle kamu kurumlarının mevcut verilerinin açılması için programlar yürütüyor. Ancak, açılmasına yardım ettikleri veriler sivil toplum tarafından seçilmiş kritik konularda değil, halihazırda devletler ve şirketler tarafından belirlenmiş ve takip edilen kategoriler dahilindedir.

İkincisi, “araştırmacı gazetecilik” alanında yapılan bilgi üretimi, çoğunlukla birden fazla kaynak ile işbirliğini gerektiriyor. Araştırmacı gazeteciler çok sayıda veri kümesini birbirine bağlarlar ve bulguları çoğu kez uzun formatlı haber makalesi olarak yayımlanır. Bu gazetecilik biçimi araştırılan konunun yayılması ve anlaşılması için çok faydalı olsa da, makalelerin kendisi genelde yapısal bir veri sağlamıyor. Bir makaleden daha uzun araştırma dizilerinde, zaman zaman habere ek olarak veri dosyaları da yayımlanmaktadır. Ancak araştırma genellikle aranabilir, taranabilir, sorgulanabilir yapısal bir veritabanı sistemi olarak açılmaz.13 Bunun nedeni, özellikle ilk çalışma kapsamı tamamlandıktan sonra konuyu takip etmek için zaman ve kaynak ayrılamaması ve sürekli veritabanı bakımı yapmanın gazetecilik kuruluşları için zorlayıcı olmasıdır diyebiliriz.

Üçüncüsü, “veri iletim standartları” belirli ihtiyaçlar için özelleştirilerek sivil veri müştereklerinde kullanım potansiyeline sahip olsa da teknik karmaşıklığı bunu zorlaştırmaktadır. Bu standartlar arasında JSON-LD ve RDF internette bilgisayarlar arasında bağlı-veri taşımak için kullanılmakta. IPLD14  standardı kriptografik olarak yapılandırılmış veri sistemleri arasında tercüman olarak hareket eder. Tabii sadece bu genel teknik standartların varlığı sivil toplumun benimsenmesine yardımcı değildir, çünkü sivil toplumun spesifik dili ve ontolojisi bu standartlar içinde yoktur ve dolayısıyla bu teknolojileri kendine göre yoğurması pek mümkün olmamaktadır.

Veri Müşterekliği İçin Bir Arayüz: Graph Commons

Graph Commons (ağ müşterekleri), verileri etkileşimli ağ haritalarına dönüştürme, analiz etme ve yayınlama platformudur. 2011 yılının Mart ayında hayata geçirilmiş olan Graph Commons platformu araştırmacı gazetecilik, strateji oluşturma, kurumsal analiz, ekosistem haritalama, arşiv araştırması, içerik küratörlüğü gibi çok çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır. Mülksüzleştirme Ağları ve benzeri pek çok çalışmaya Türkiye’de ve dünyada altyapı sağlamış olan platform, bağlı verileri bir ağ içinde beraber işleyecek biçimde konumlandırmak, etkileşimli haritalar sayesinde normalde çok karmaşık olabilecek örüntüleri kolayca okumayı sağlamak, paylaşmak ve yayımlamak için faydalı olmuştur. Platformu kullanan topluluklar, kendi projeleri dahilinde aktörleri ve ilişkileri haritalandırıyor, ancak kendi verilerini başka projelerin veri noktalarına kolayca bağlayacak ve birlikte işler hâle getirecek bir yöntem henüz kullanamıyorlar.15

Sivil Veri Müşterekleri İçin Gayri-Merkezi Şebeke

Sivil verileri birlikte işler hâle getirecek altyapı için açık bir protokol ve gayri-merkezi bir ağ geliştirmeye ihtiyaç var. Bugün sosyal medyadan haber sitelerine tüm dijital servisler bulut bilişim diye de adlandırılan merkezi olarak kontrol edilen bilgisayarlar üzerinde sunulmakta, gayri-merkezi bir altyapı ise çok sayıda bilgisayarın koordine çalışarak servis sunması anlamına geliyor. Sadece bu şekilde merkezi bir bilgisayara ihtiyaç duyulmadan, her zaman ulaşılabilir, herhangi bir otorite tarafından kontrol edilemez, sansürlenemez, kimseden izin almadan okunabilir ve yazılabilir, kayıtları değiştirilemez veya taklit edilemez bir gayri-merkezi veri sistemine sahip olmak mümkün olabilir. 

Böyle bir altyapı gayri-merkezi, blokzincir sistemlerinin mimarisi kullanılarak inşa edilmeli ve tamamen farklı veri setleri arasında doğrulanabilir ara bağlantıların oluşturulmasına ve dağıtımına olanak tanımalıdır. Bir yandan, veri tek bir merkezde depolanmamalı, diğer yandan sivil toplum meselelerinin farklı veri kümeleri arasında kolayca köprü oluşturmak ve kullanmak için yeni işlevlere sahip olmalıdır. 

Sivil veri müşterekleri altyapısını sağlayacak gayri-merkezi ağın protokolü ve anayasası, bunu kullanacak gruplarla birlikte oluşturulmalı ve üzerinde anlaşılan yönetişim düzeninin kolayca güncellenmesi fikir birliği ya da oylama gibi yöntemlerle mümkün olmalıdır. Böyle bir gayri-merkezi ağ altyapısı üzerine inşa edilecek uygulamalar sivil toplumun sürdürülebilir dayanışma ağları geliştirmesine yardımcı olacaktır.


1- Bu fikrin ayrıntılı tartışması için: Wark, M.K. (2016, Şubat)“The Vectoralist Class, Part II”, e-flux,

https://www.e-flux.com/journal/70/60567/the-vectoralist-class-part-ii/

2- IPCC (2018, 8 Ekim) “Global Warming of 1.5 °C”, https://www.ipcc.ch/sr15/

3- Lukacs, M. (2019, 26 Ocak) “İklim Değişikliğiyle Bireysel Mücadele Aldatmacası, Martin Lukacs”, BİA Haber Merkezi, http://bianet.org/biamag/cevre/204858-iklim-degisikligiyle-bireysel-mucadele-aldatmacasi

4- Aşıcı, A.A. (2019, 11 Ocak) “Ayakları Yere Basan Tek Alternatif: Yeşil Yeni Düzen”, Yeşil Gazete, https://yesilgazete.org/blog/2019/01/11/ayaklari-yere-basan-tek-alternatif-yesil-yeni-duzen-ahmet-atil-asici/

5- Klein, N. (2019, 13 Şubat) “The Battle Lines Have Been Drawn On The Green New Deal”, The Intercept, https://theintercept.com/2019/02/13/green-new-deal-proposal/

6- Arıkan, B. (2016, 30 Aralık) “The year 2016 marked the post-truth era, what now?”, https://medium.com/graph-commons/the-year-2016-marked-the-post-truth-era-what-now-5b20e4e5c16a

7- Zuboff, S. (2019) The Age of Surveillance Capitalism, Public Affair Books, https://www.publicaffairsbooks.com/titles/shoshana-zuboff/the-age-of-surveillance-capitalism/9781610395694/

8- Türkiye’de İnternet yasaklarına karşı 2010 ve 2011 yılında gösteriler yapıldı, ancak bu eylemler gözetim kapitalizmini sorunsallaştırmadı. Öte yandan Google, Facebook gibi şirketlere karşı yapılan eylemler dünyada son derece nadir sayıdadır.

9- Arıkan, B. (2016, 11 Haziran) “Devletin ve Özel Sektörün Gönüllü Denetimcileri: Sivil Veri İnisiyatifleri”, BİA Haber Merkezi, https://bianet.org/4/32/175731-devletin-ve-ozel-sektorun-gonullu-denetimcileri-sivil-veri-inisiyatifleri

10-  Wark, M.K. (2017) General Intellects, New York: Verso Books

11- Sosyal Haklar Derneği 2018 Çalıştayı’nda üst başlık olarak kullanılan “Çapraz Dayanışma Ağları” için bakınız: http://sosyalhaklardernegi.org/11-13-mayis-tarihlerinde-sosyal-haklar-nehir-sempozyumu-ve-forumunda-bulusuyoruz/

12- “Yapısal Gazetecilik ve Ağ Haritalama Hackathonu Dökümantasyonu”, 12-13 Eylül 2015 İstanbul Hackathonu için bakınız: https://graphcommons.github.io/hackathons/2015/08/21/istanbul-yapisal-gazetecilik-dokumentasyon/

13- Nadir örneklerden: Panama Papers veritabanını tutan International Consortium of Investigative Journalists için bakınız: https://www.icij.org/investigations/panama-papers/

14- IPLD: https://ipld.io/

15- Graph Commons platformu 2011 yılında açılmıştır, https://graphcommons.com

DÖN