İngilizceden çeviren: Mesadet Maria Sözmen
Fotoğraflar: RTC

El dezenfeksiyonu başlatıldıktan sonra işgalin kapısındaki Bevil

Giriş 

Cissie Gool Evi, Cape Town’ın Woodstock mahallesinde 20 yıldan uzun süredir terk edilmiş bir hâlde duran bir devlet hastanesi. Reclaim the City [Şehri Geri Al]1 toplumsal hareketi üyelerinin üç yıldır işgal ettiği bu yer, şu anda yaklaşık sekiz yüz kişinin garaj, malzeme odası ve eski ameliyathaneler gibi uygun olan her yerde barındığı bir ev. 

Uzun yıllar sendikada örgütleyicilik yapmış, otellerde aşçı olarak çalışan Bevil Lucas Amca zemin katta Darling Gardens [Sevgili Bahçeler] adıyla sevimli bir şekilde anılan küçük bir odada yaşıyor. Bu oda eskiden bir klinikmiş ve kaderin bir cilvesi olarak aile hekimlerinin eskiden onu ve çocuklarını gördüğü yerde uyuyor. 

Bekleme salonundan kıvrılan kuyruklar artık olmasa da duvarlara dizilmiş bankların bazıları hâlâ duruyor. Bugünlerde, kapıyı o açıyor. Herhangi bir şeyle ilgili olabilir: sabahın erken bir vaktinde poşet çay isteyen genç bir anne, koridordaki itiş kakışla ilgili onu uyaran bir genç, veyahut başlamakta olan toplantıya kendisini çağıran bir komşu. 

Cissie Gool Evi’nde günün problemlerini çözmek için elinden geleni yapan, her yaptıklarını arka planda bir siyasi proje bilinciyle ince ince ören bütün seçilmiş liderler için durum aynı: Sadece bir yuva inşa etmekle kalmayıp, bunu konumu iyi olan yerlerde kamu arazisinin binlerce aileyi barındırmak için nasıl kullanılabileceğini gösteren bir şekilde yapmak. 

Reclaim the City zorla evden çıkarmalara ve yerinden edilmelere karşı direnen ve konumu iyi yerlerde uygun fiyatlı konut talep eden yoksulların ve işçilerin oluşturduğu bir toplumsal hareket. Hareket, yatay örgütlenen demokratik bir liderliğin öncülüğünde, beş işgal yerinin2 sakinlerini, kiracıları, şehir merkezindeki enformel yerleşim yerleri ve çevresinde yaşayanları ve bizi destekleyenleri, çalıştığımız topluluklarda yaşayan müttefikleri ve çevrimiçi ve kardeş organizasyonlardaki müttefiklerimizi bir araya getiriyor. Reclaim the City, özel sektörü ve hükümetin üç idari düzeyini hedef alan halihazırdaki kampanyalarında stratejik dava açma, popüler siyasi eğitim ve rahatsızlık yaratmayı hedefleyen taktikler kullanıyor. Bir yandan da mahkeme kararı sonucu evinden çıkarılma ile yüz yüze kalmış kiracılara düzenli destek ve danışmanlık vermeye devam ediyor. 

Konuta ihtiyacı olan birçok kişi şehrin çeperlerinde yaşarken, neden bu hareket şehir merkezi ve çevresinde örgütleniyor?

Direniş 

Birinci sebep, Reclaim the City’yi hayatı boyunca şehir merkezi ve çevresinde yaşamış, çocuklarını buralarda büyütmüş, şimdiyse arsa fiyatlarının katlanarak artmasının yarattığı etkileri yaşayan işçi sınıfı ve yoksul halkın kurmuş olması. 

Baktığınız her yerde, dışlayıcı ekonomik kuvvetlerden etkilenen mahalleler var. Cissie Gool Evi’nin bulunduğu şehir merkezindeki bir banliyö mahallesi olan Woodstock, bu deneyimi halkın gözünde en kuvvetli şekilde temsil eden yer oldu. 

Bunun şaşırtıcı bir tarafı yok, zira Woodstock’ta her zaman ucuza kiralık kalacak yer bulunabilirdi. Son yıllara kadar, kiracılar aynı evde nesiller boyu oturuyordu. Birkaç sokak ötede veyahut yukarıdaki zengin Walmer Estate’te yaşayan ev sahibi kirayı her hafta nakit olarak bir zarf içinde toplardı. Neredeyse kimsenin yazılı bir kira sözleşmesi yoktu, ancak hemen hemen herkes kendini güvende hissediyordu. Bir haftayı kaçırdınız mı sonraki hafta telafi edebilirdiniz. 

Yakın zamana kadar bölgede yeterli iş imkânı vardı. Birçok aile tekstil fabrikasında, bira fabrikasında ya da fırınlarda çalışan birini tanırdı. Çoğu ailenin çok parası olmasa da sofraya koyacak yemeği olurdu. 

Golf sahası yapmak için iyi konumdaki kamu arazilerini kiralayan belediyeye karşı protesto

Emekli aylığını ve maaşları birleştirip veyahut oda kiralayıp ay sonunu getirirdiniz. Ve her zaman güvenebileceğiniz destek ağları olurdu —belki biraz balık yağı için bir komşu ya da arta kalan kumaşları olan bir aile üyesi. İhtiyacınız olan her şeyi yürüme mesafesinde bulabilir ve birkaç dakikada taksiyle şehre gidebilirdiniz. Woodstock’ta büyümek ve yaşamak şehrin bir vatandaşı olmak, özgürlüklerinden ve ayrıcalıklarından koşullarınızın elverdiğinin ötesinde faydalanabilmek demekti. 

Son 20 yılda, bu durum yavaş ama istikrarlı bir şekilde değişti. Önce imalat sanayisi çöktü. Eski fabrika binalarının çoğu halihazırda apartman bloğuna, çağrı merkezine ya da iş merkezine dönüşmüş durumda.

Bugünlerde, Cissie Gool Evi’ndeki işgalciler ev ve iş hanı temizliği yapıyor; bankalarda, dükkânlarda, restoranlarda müşterilere hizmet veriyor; yerel kliniklerde hemşirelik ve bakıcılık ve okullarda öğretmenlik yapıyor. Diğerleri yerel inşaat sektöründe elektrikçi ya da tesisatçı; veyahut sürekli olmayan, ufak tefek işlerle ya da yardımlarla hayatta kalıyor. Ama iş az ve neredeyse kimse kirasını ödeyemiyor. 

Örneğin, Cissie Gool Evi’ndeki diğer bir lider Bayan Faghmeeda Ling, ailesi ve komşularıyla on yıllar boyunca Albert Yolu’nda oturdu. Bina perişan hâldeydi ve başlarına yıkılmak üzereydi. Yan tarafta, bir müteahhit3 bir depoyu tamamen yıktı ve aradan çok geçmeden Faghmeeda’nın ev sahibi de tahliye belgelerini onlara teslim etti. Faghmeeda herkesi kendilerini savunmaları için hâkim karşısına topladı. Tahliye sonucu bir ailenin evsiz kalması durumunda belediyenin o aileye konut sağlama yükümlülüğü olmasına rağmen, alternatif olarak sağlayabilecekleri tek yerin 30 km ilerde bir çalılığın ortasındaki Wolwerivier Nakil Kampı olduğu söylendi. 

Sonuç olarak hâkim, ailelere şehir yönetiminin teklifini kabul etmeleri ya da başka bir yer bulmaları için birkaç ay verip tahliye kararını onayladı. Faghmeeda bölge ilkokulunda öğretmenlik yapıyordu ve yakınlarda kiralayabileceği uygun hiçbir yer yoktu. Wolwerivier’de bir kulübeye taşınmak onun her şeyine mal olacaktı. Ailesi ve birçok komşusuyla birlikte Cissie Gool Evi’ne taşınmaya karar verdi. Kaldıkları bölümün adını Albert Yolu olarak değiştirdiler ve yakın zamanda lider olarak Faghmeeda’yı seçtiler. 

Aslında, Reclaim the City üyeleri her hafta mahkemeye giderek Woodstock’ta evinden çıkarılanlara ve şehirde kirasını artık ödeyemeyecek durumda olanlara destek oluyor. Cissie Gool Evi’nde her hafta bir ekip danışma toplantısı düzenliyor ve kiracılara yasaları anlamaya yönelik ve ev sahipleriyle nasıl iletişim kuracaklarına dair yardım ediyor.4

Birçok kiracı kanuni yollara hiç başvurmadan zorla çıkarılıyor, birçoğunun tahliye belgesi daha mahkemeye çıkmadan onaylanıyor; mahkemeye çıkabilen küçük bir kesimin tahliye emri ise evsizlikle karşı karşıya olmalarına rağmen onaylanıyor. Şu bir gerçek ki, insanların sistematik bir şekilde yerlerinden edilmesine karşı teker teker mücadele edilemiyor ve kiracıların mahkemeden en fazla bekleyebileceği şey kapılarına polis gelmeden önce biraz daha zaman kazanmalarını sağlaması oluyor. 

Şehrin nakil kampları tamamen dolduğundan, yetkililer dört parça çinko ve birkaç direk ile birlikte herhangi bir yere inşa edilecek bir kulübe için inşaat talimatnamesi verme yoluna gidiyor.

Bunu düşünmek bile birçok kişi için acı verici. Yanı başındaki District Six mahallesi yıkıldığında birçok mahalleli veya onların aileleri zorla tahliye edilmiş olsa da Woodstock, Cape Town’da zorla evden çıkarmaların yarattığı yıkımdan kaçınabilmiş birkaç yerden biriydi. Dolayısıyla, yerinden edilmenin yarattığı travmayı deneyimlemiş ve devlet tarafından hiç desteklenmediğini ve görülmediğini hisseden birçok mahalle sakininin şu an direnmeye hazır olması hiç de şaşırtıcı değil. 

Mekânsal adalet

Hakikaten de mülkiyetin küresel anlamda sermaye fazlasını emmek için süper bir kumbaraya dönüşmesiyle tapudan rant ve kâr elde etmek şehirlerin temel özelliği hâline geldi. Sanayileşmiş ülkelerdeki tasarruf bütçeleri ve yüzde sıfır faiz oranları, sermaye fazlası olanları dünya çapında gayrimenkule dönük yeni finansal araçlara yatırım yapmaya yöneltti. Küresel finans sistemi ve ekonomi ile bütünleşmiş bu durumun yakın zamanda değişeceği yok gibi. Birleşmiş Milletler Yaşamaya Elverişli Konut Hakkı Özel Raportörü, arazi ve konut fiyatlarındaki yıllık artışın ortalamanın üstünde bir getirisi olduğu her büyük şehrin konut stokunun metalaşmayla karşı karşıya olduğu konusunda defalarca5 uyarıda bulundu. Burada, kendilerinden önceki mahallelerin yerine inşa edilen yepyeni apartmanlar bomboş duruyor çünkü değerleri bir ev olmalarından kaynaklanmıyor. 

İşgalde bir akşam toplantısı

Hemen yolun aşağısında, Adderley ve Strand caddelerinin köşesinde yeni bir gökdelen yapılması planlanıyor. Zero2One, Cape Town’daki en yüksek rezidans gökdelen olacak.6 Yurtdışından yüksek gelirli birini finanse ettiği bu yer baştan aşağı mikro apartmanlarla dolacak. Dünyanın herhangi bir yerinden peşin ödemeyle satın alabileceksiniz. 

Woodstock’u Foreshore’dan ayıran otoyolun kenarında başka bir imar çalışması sürüyor. Yedi gökdeleni ve bunları birbirine bağlayan asma köprüsüyle Harbour Arch bir toplantı odasında tasarlanmış, dağ manzarası hariç dünyanın her yerinde olabilecek jenerik bir yaşam tarzı sunuyor— burada bulutların üstünde “yaşayabilir, çalışabilir, oynayabilirsiniz.” Eğer Woodstock’ta büyümüş olsaydınız, güneydoğudan esen rüzgârlar bastırdığında şehrin bu tarafındaki balkonlu bir çatı katı için iki kere düşünürdünüz, ama zaten bu dairelerin çok azında birileri oturacak. 

Victoria ve Albert yollarının aşağısında ve yukarısında yepyeni bloklar yükselmeye devam ediyor. Woodstock bunlardan ayrı ya da geçmişte kalmış değil, tam tersine Woodstock her zaman dinamik ve değişen bir yer olmuştur. Ama bu kadar kısa sürede gerçekleşen bu şey, ölçek ve etki bakımından farklı bir his veriyor. Bu imar projelerinin hiçbiri bırakın haftalık yevmiye ile çalışan işçileri, aylık maaşla geçinen orta sınıfların erişimine açık değil. 

Reclaim the City toplu konutların inşa edilmesinin politikacılar ve yetkililerin sıkça lanse ettiği gibi sadece bir kapasite ve finansman meselesi olmadığını biliyor. Her ne kadar bunlar toplu konut inşasının önünde duran büyük kısıtlamalar olsa da. Hükümet, yeterli kaynak ayrılabilse dahi toplu konutları büyümekte olan banliyö kentlerindeki ucuz arsalara inşa etmeye devam ederdi. 

Reclaim the City, şirketlerin ve devletin sahip olduğu ekonomik ve siyasi gücün mekânsallaştığını biliyor.

Ekonomi, çevre ve çalışan ailelerin sağlığı, güvenliği ve iş imkânları üzerindeki olağanüstü etkisi göz önüne alındığında, hükümetin bu mekânsal apartheid’ı7 sürdürmeye iyi niyetlerle devam etmesi mümkün değil. Eğer sürdürülebilir ve adil toplumlar kuracaksak, bizim neslimizin görevi yoksulların ve işçi sınıfının insana yaraşır bir işe, düzgün hizmetlere ve işleyen altyapıya rahat erişim sağlayabildiği ve uygun fiyatlı yerlerde oturabildiği onurlu hayatlar sürebilmesini sağlamaktır.

Şimdiye dek bunun önündeki en büyük engel iyi konumlu yerlerde arsa elde etmenin pahası ve mülkiyeti emniyete almanın tek makul mekanizması olan tapu sahipliğine aşırı bağımlılıktı. Bunun altında yatan ise toprağın öncelikli olarak bir meta ve finansal varlık olduğu inancı.

Toprağın yeniden dağıtımı siyasi bir retorik olarak kullanışlı olsa da, birçok zengin şehirlinin ve şirketin mülkiyet üzerindeki olağanüstü mali çıkarı ve devletin her alanda buna geçit verdiği düşünüldüğünde bu fikrin şehirlerimizde esaslı programlara dönüşmesi nadir görülüyor. 

Daha bu hafta, Cape Town’ın İnsan Yerleşimlerden Sorumlu Meclis Üyesi şöyle dedi:

Mülkün tapusunu almak çok kıymetli çünkü o zaman mülkün bir delili oluyor ve hak sahipleri mümkün olduğu yerde mülklerini avantaj sağlamak için kullanma imkânı elde ediyorlar… Ayrıca bir mülkü satabilmenin tek yolu onun sahibi olmanız ve sahipliğinizin tapu şeklinde bir delili olması.8

Topraksızlaştırma tarihine sahip bir şehirde, apartheid‘ın sonlanışından beri şehir merkezi ve çevresine veya iyi konumlu yerlerdeki eski beyaz mahallelerine uygun fiyatlı yeni konut yapılmamış olması çok acı. Hükümet toprağın toplumsal ve tarihsel değeri yerine piyasa değerine itibar etmeye devam ettiği müddetçe hiçbir zaman ihtiyacımız olan binlerce evi inşa edemeyecek ve adil bir şehir yaratamayacağız. 

Aslında Reclaim the City son derece zengin bir banliyö kenti olan Sea Point’te geriye kalan son devlet arazisi parselinin Batı Kap Hükümeti tarafından satılmasına karşı çıkan bir protesto etrafında kurulmuştu. Tafelberg Bölgesi olarak bilinegelmiş bölge, il yerel yönetimi tarafından istihdam edilen özel mülk geliştirme sektöründen danışmanların, “katalizör” imar projeleri yoluyla değerli bir devlet arazisi portföyünü “yenilemesini” içeren, dönemin Devlet Başkanı Helen Zille’nin başlattığı geniş bir planın parçasıydı. Gerçekte ise bu, hazırdaki devlet arazisini satarak fazladan gelir elde etmek için tasarlanmış bir plandı. 

İl Kurulu’nun o arazide sosyal konut inşasının uygun ve arzulanır olmadığını söyleyip satışın devamına karar vermesi sonucunda, Reclaim the City ve Ndifuna Ukwazi Hukuk Merkezi davayı Yüksek Mahkeme’ye götürdü. Konu şu anda Yüksek Mahkeme’de karar bekliyor. 

Bu, Reclaim the City için önemli bir andı. Devlet Başkanı’nın araziyi sosyal konut yapılması için kullanma fikrini hiçbir zaman ciddi bir şekilde düşünmediği ve bunun neden mümkün olmadığına dair yalan yanlış sebepler icat etmeye çalıştığı apaçık ortadaydı. Dediğim dedik biri olarak bilinen Devlet Başkanı’nın kampanyayı bir baş belası olarak gördüğü de açıktı. Yılın önemli bir kısmını devletin doğru şeyi yapacağını umarak geçirmiş olan üyeler hem üzgün hem de yılgın hâldeydiler. Kamuya ait toprağın yeniden dağıtımına karşı çıkmak için sıraya dizilmiş kodaman güçlerin her zamanki savunma taktikleriyle yerinden oynatılmasının mümkün olmadığı ve daha sağlam bir stratejinin gerekli olduğu belliydi. 

İşgal

Reclaim the City, şirketlerin ve devletin sahip olduğu ekonomik ve siyasi gücün mekânsallaştığını biliyor. Şehir merkezi ve çevresi sadece en değerli arazilerin bazılarını barındırmıyor, aynı zamanda burası her üç idari düzeyde de hükümetin merkezi. Sömürge, apartheid ve demokrat yönetimler altında gelişen mekân planlamasının Cape Town’da devam eden bir etkisi siyasi mobilizasyon gücünün sindirilmesi oldu. Dünyanın her yerinde, şehirlerde insanlar meydanlar ve caddeleri sadece protesto etmek için değil, aynı zamanda müzakere etmek ve fikir paylaşmak için dolduruyor. Özgürce hareket edebilmek, ırk ve sınıf ayrımlarını bilinçli bir şekilde aşarak bir araya gelmek ve iletişim ağları oluşturmak ilerici örgütlenmelerin özüdür. Ancak burada, şehir merkeziyle arasına tren rayları ve tampon otoyollarla set çekilmiş banliyö kasabalarında örgütlenmek oldukça zor ve pahalı. Güvenlikli ve sağlam toplu taşıma bulmak, özellikle akşamları ve haftasonları mümkün değil. Çeperlerde direniş iktidarın ne gördüğü ne de duyduğu bir şey ve yürüyüşler ve grevler aracılığıyla merkeze nüfuz etme girişimlerinin ise devamlılığı yok ve çoğunlukla zayıf. 

Tam da bu yüzden Reclaim the City şehrin tam kalbinde bulunan ve hükümetin merkezindeki en değerli arazilerden bazılarını işgal etti. Eğer buradaki kentsel araziyi çevreleyen iktidar dengesini değiştirebilirlerse, sakinlerinin büyük bir çoğunluğunun yaşadığı şehrin dört bir yanındaki daha değersiz arazilere yönelik yeni bir yaklaşımın daha olanaklı olabileceğini düşünüyorlar. Reclaim the City, bilinçli bir şekilde bir “karşı-koloni” kurdu—devlet arazisini fiziksel olarak geri alarak, sömürgeci ve apartheid mantığı kasten tersine çevirerek ve çeperin deneyimini, onun gözardı edilemeyeceği, görünür ve önemli olacağı merkeze geri getirerek.

Woodstock Hastanesi’ni Mart 2017’de bir binasının en üst katına yerleşen ve orayı kilitlerle emniyete alan birkaç aktivist işgal etti. Devlet arazisinin yeniden dağıtımının yapılabileceğini ve mekânsal apartheid’ın tekrarlanmasının en temel sebebinin siyasi tercihler olduğunu gösterene kadar kalmaya niyetli bir şekilde orayı işgal ettiler.

İlk haftanın sonunda, baştaki gruba diğer toplumsal hareketlerden birkaç destekçi ve Woodstock’taki enformel yerleşim alanlarından bazı sakinler de katıldı. Herkes odaları temizleyecek, içme suyunu hazırda ve tuvaletleri kullanılabilir tutacak ve işgal ettikleri hastane kanadını yaşanabilir bir yer yapacaktı. Bir sonraki adımın ne olduğuna karar vermek için herkese açık düzenli toplantılar yapıldı ve bölgenin adı apartheid döneminde belediye meclisine seçilen ilk siyahi kadın meclis üyelerinden olan ve çok sevilen siyasi aktivist Cissie Gool’un onuruna Cissie Gool Evi olarak değiştirildi. 

Çok geçmeden Woodstock’un dört bir yanından ve daha uzaklardan gelen ve yaşayacak yere ihtiyacı olanlar kapıyı çalmaya başladılar. Bu hastanenin birçok kişi için evsiz kalmaktan korunabilecekleri tek seçenek olduğu açıktı ve hâl böyle olunca, buranın işgale hazır insanları barındırmasına karar verildi. 

İlerleyen birkaç ayda, liderlerin seçileceği, işgali götürmeye yardım edecek ve yeni potansiyel işgalcileri belirleyecek temel sistemler kuruldu. Bir yıl içinde hastane tamamen dolmuştu. 

Ve üç yıl sonra, bütün eski koğuşlarda, malzeme odalarında ve ameliyathanelerde aileler yaşıyordu. Paylaşılabilecek yalnızca birkaç tuvalet ve musluk ve tavanlardan sarkan elektrik kabloları ile burası asla bir bina denetimini geçemezdi. Buna rağmen, işgalciler içinde çocuk bakım tesisleri, bir bostan ve beslenme planı barındıran bir topluluk kurmuşlardı. Komşuların birbirine şüpheyle baktığı, özel meseleler harici iletişim kurmaya ve örgütlenmeye gerek duymadığı konutların aksine, burada işgalciler her hafta gruplar hâlinde ve her ay topluca bir araya gelip idari ve toplumsal meseleleri tartışıyorlar. Çocuk bakımından tamirata, disiplinden kişiler arası meselelere kadar değişen konular toplulukça hallediliyor. Herkesin konuşabildiği bu düzenli toplantılar ve meclisler, yönetime dair demokratik kolektif bir yaklaşım inşa etmenin temel kurucu aracı. 

Reclaim the City de burada yaşayan her üyenin katılabileceği, siyasi tartışmalar ve kampanyalar üzerine müzakere edilen ve karar birliğine varılan ve gündelik konut mücadelelerinin ortak deneyimler ışığında bir bağlama oturtulduğu toplantılar düzenliyor. Gerçekten de, devletten hiçbir kaynak almadan nelerin başarıldığını düşününce eylemliliğin ve kolektif sorumluluğun en az sermaye kadar değerli olduğu; itibarlılığın yalnızca bir evin dört duvarıyla oluşmadığı, toplumsal olarak nasıl idanışmayla oluşturulan ilişkilerle de bir o kadar ilgili olduğu açıktır. 

Bu demek değil ki hiç problem çıkmıyor. Yoksul topluluklar alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, cinsel şiddet ve akıl sağlığı sorunlarıyla mücadele ediyor. Tartışmaların kişisel saldırılara vardığı oluyor. Ama genel olarak bunlar mükemmel olmayan, ancak bilerek tasarlanmış toplumsal sistemler ve kurallar ile idare ediliyor. Bunların hepsi gönüllü olarak çalışan ve kendileri de geçim mücadelesi veren topluluk liderlerini yoğun biçimde etkiliyor.

Hepsinden önemlisi, yerinden edilme ve evden çıkarılmanın travmasının yerini umudun almış olması. Bu umudun kaynağı sadece güvenli bir eve sahip olmak değil, aynı zamanda şehir merkezinde nasıl bir konut inşa edilebileceğini ve devam ettirilebileceğini göstermek. 

Cevap 

İşgalin ilk zamanları Reclaim The City afişinin açılması

Bu çabaların hükümette herhangi bir değişikliğe sebep olup olmayacağı henüz belirsiz. Yakın zamanda belediye, işgalcileri dava etmek ve tahliye etmek için girişimlerde bulundu. Günümüz nakil kamplarının mimarlarından biri olan Belediye Başkanı Dan Plato işgalcilere şöyle dedi: 

Siz toprak istilacılarısınız. İşte siz busunuz! Ve planlarımızı uygulamaya devam edemediğimiz için hayatımızı oldukça zorlaştırıyorsunuz. Şu an yapabileceğimiz bir şey yok. Eğer istilanızı resmileştirirsek, kontrolü kaybedeceğiz. Eğer böyle olursa bekleme listesinin üstlerinde yer alan insanlara haksızlık olacak. 

Bu, politikacıların ve bürokrasinin mutabık olduğu ve toprak adaletsizliğini yaratan kör ideolojik inançlara dair —her ne kadar devletin çoktan kontrolü kaybetmiş olduğu ve yüzbinlerce ailenin halihazırda işgal altındaki topraklarda yaşadığı gerçeğinin bariz biçimde ortada olmasına rağmen, mülkiyet hakkının “ilkesel” düzeyde korunması gerektiği fikrine— kısa bir bakış sağlıyor. 

Kendi yarattıkları bu çıkmazda, bir konut elde etmenin tek iyi yolu aslında bir kamusal konut piyangosu olan bir çeşit konut veritabanında 30 yıl boyunca beklemek. Ve insanların ihtiyaçlarını karşılamak için başvurduğu rasyonel girişimler ise aşırı şiddetli bir şekilde kriminalize ediliyor. 

Toplu bir tahliye durumunda belediye hem siyasi hem de hukuki olarak başarısız olacağından, Dan Plato’nun yaklaşımı gösteriyor ki Cissie Gool Evi de, ilerleme gösteremeyen ulusal dönüşüm projeleri içindeki diğer enformel yerleşim alanları gibi hak ettiği yeri edinecek. 

Her ne kadar belediye tarihsel olarak bu ailelere “suçlu” ya da “sıraya kaynak yapan” muamelesi yapmış ve işgali de “düzgün” ve “plan dahilindeki” konut projelerinin ilerlemesi önündeki yasadışı bir engel olarak görmüş olsa da, gerçek şu ki konumu iyi olan arazilerde yoğun ve uygun fiyatlı kamu yapılaşmasını geliştirmek için gerçekleştirilebilir, sürdürülebilir ve geliştirilebilir bir model henüz bulunmuyor.

Sonuç 

Cissie Gool Evi, yoksullar ve işçi sınıfı için insan onuruna yaraşır bir konutu oluşturan maddi olmayan değerlere dair bir fikir veriyor: ortak bir vizyon, eylemlilik, diyalog ve uzlaşma inşası, işbirliği, özen ve düzgün çalışma. Bu, işgalcilerin konut çözümlerinden dışlanmasına ve toprağın ve konutun metalaştırılmasına mahalle düzeyinde karşı çıkmak için eşsiz bir fırsat.

Cissie Gool Evi’ni geri alma mücadelesi henüz başladı ve yıllarca sürebilir. Cissie Gool Evi, binlerce yoksul ve işçi sınıfı aileyi tekrar şehir merkezine getirecek sistemli bir modeli geliştirmek, mekânda adaleti ilerletmek ve kapsayıcı bir şehir kurma yolunda ihtiyacımız olan sıçrama tahtası olabilir. 

Şehri geri alabiliriz. 


1- Reclaim the City hakkında bkz. www.reclaimthecity.org.za/ 

2- Green Point’teki Ahmed Kathrada Evi, Gardens’daki Irene Grootboom Evi, Vredehock’da bir apartman bloğu, Tamboerskloof’taki Erf81’in bazı kısımları ve Gözlemevi’ndeki Sirk Okulu.

3- WexLiving hakkında bkz. wexliving.co.za/ 

4- RED ekibi olarak biliniyor – Tahliyelere ve Yerinden Edilmelere Karşı Direniş (Resist Evictions and Displacement)

5- Farha, L. (2014, 18 Ocak). Report of the Special Rapporteur on adequate housing as a component of the right to an adequate standard of living, and on the right to non-discrimination in this context. United Nations. digitallibrary.un.org/record/861179#record-files-collapse-header 

6- Zero2One hakkında bkz. zero2one.co.za/ 

7- 1948–1994 yılları arasında Güney Afrika Cumhuriyeti ve ona bağlı Namibya’da resmi devlet politikası olarak uygulanan ırksal ayrımcılık sistemi. -e.n. 

8- Cape Town. (2020, 1 Mart). Beneficiaries, including 89-year-old, empowered by receiving their title deeds. capetown.gov.za/Media-and-news/Beneficiaries,%20including%2089-yearold,%20empowered%20by%20receiving%20their%20title%20deeds

İngilizceden çeviren: Mesadet Maria Sözmen
Fotoğraflar: RTC

El dezenfeksiyonu başlatıldıktan sonra işgalin kapısındaki Bevil

Giriş 

Cissie Gool Evi, Cape Town’ın Woodstock mahallesinde 20 yıldan uzun süredir terk edilmiş bir hâlde duran bir devlet hastanesi. Reclaim the City [Şehri Geri Al]1 toplumsal hareketi üyelerinin üç yıldır işgal ettiği bu yer, şu anda yaklaşık sekiz yüz kişinin garaj, malzeme odası ve eski ameliyathaneler gibi uygun olan her yerde barındığı bir ev. 

Uzun yıllar sendikada örgütleyicilik yapmış, otellerde aşçı olarak çalışan Bevil Lucas Amca zemin katta Darling Gardens [Sevgili Bahçeler] adıyla sevimli bir şekilde anılan küçük bir odada yaşıyor. Bu oda eskiden bir klinikmiş ve kaderin bir cilvesi olarak aile hekimlerinin eskiden onu ve çocuklarını gördüğü yerde uyuyor. 

Bekleme salonundan kıvrılan kuyruklar artık olmasa da duvarlara dizilmiş bankların bazıları hâlâ duruyor. Bugünlerde, kapıyı o açıyor. Herhangi bir şeyle ilgili olabilir: sabahın erken bir vaktinde poşet çay isteyen genç bir anne, koridordaki itiş kakışla ilgili onu uyaran bir genç, veyahut başlamakta olan toplantıya kendisini çağıran bir komşu. 

Cissie Gool Evi’nde günün problemlerini çözmek için elinden geleni yapan, her yaptıklarını arka planda bir siyasi proje bilinciyle ince ince ören bütün seçilmiş liderler için durum aynı: Sadece bir yuva inşa etmekle kalmayıp, bunu konumu iyi olan yerlerde kamu arazisinin binlerce aileyi barındırmak için nasıl kullanılabileceğini gösteren bir şekilde yapmak. 

Reclaim the City zorla evden çıkarmalara ve yerinden edilmelere karşı direnen ve konumu iyi yerlerde uygun fiyatlı konut talep eden yoksulların ve işçilerin oluşturduğu bir toplumsal hareket. Hareket, yatay örgütlenen demokratik bir liderliğin öncülüğünde, beş işgal yerinin2 sakinlerini, kiracıları, şehir merkezindeki enformel yerleşim yerleri ve çevresinde yaşayanları ve bizi destekleyenleri, çalıştığımız topluluklarda yaşayan müttefikleri ve çevrimiçi ve kardeş organizasyonlardaki müttefiklerimizi bir araya getiriyor. Reclaim the City, özel sektörü ve hükümetin üç idari düzeyini hedef alan halihazırdaki kampanyalarında stratejik dava açma, popüler siyasi eğitim ve rahatsızlık yaratmayı hedefleyen taktikler kullanıyor. Bir yandan da mahkeme kararı sonucu evinden çıkarılma ile yüz yüze kalmış kiracılara düzenli destek ve danışmanlık vermeye devam ediyor. 

Konuta ihtiyacı olan birçok kişi şehrin çeperlerinde yaşarken, neden bu hareket şehir merkezi ve çevresinde örgütleniyor?

Direniş 

Birinci sebep, Reclaim the City’yi hayatı boyunca şehir merkezi ve çevresinde yaşamış, çocuklarını buralarda büyütmüş, şimdiyse arsa fiyatlarının katlanarak artmasının yarattığı etkileri yaşayan işçi sınıfı ve yoksul halkın kurmuş olması. 

Baktığınız her yerde, dışlayıcı ekonomik kuvvetlerden etkilenen mahalleler var. Cissie Gool Evi’nin bulunduğu şehir merkezindeki bir banliyö mahallesi olan Woodstock, bu deneyimi halkın gözünde en kuvvetli şekilde temsil eden yer oldu. 

Bunun şaşırtıcı bir tarafı yok, zira Woodstock’ta her zaman ucuza kiralık kalacak yer bulunabilirdi. Son yıllara kadar, kiracılar aynı evde nesiller boyu oturuyordu. Birkaç sokak ötede veyahut yukarıdaki zengin Walmer Estate’te yaşayan ev sahibi kirayı her hafta nakit olarak bir zarf içinde toplardı. Neredeyse kimsenin yazılı bir kira sözleşmesi yoktu, ancak hemen hemen herkes kendini güvende hissediyordu. Bir haftayı kaçırdınız mı sonraki hafta telafi edebilirdiniz. 

Yakın zamana kadar bölgede yeterli iş imkânı vardı. Birçok aile tekstil fabrikasında, bira fabrikasında ya da fırınlarda çalışan birini tanırdı. Çoğu ailenin çok parası olmasa da sofraya koyacak yemeği olurdu. 

Golf sahası yapmak için iyi konumdaki kamu arazilerini kiralayan belediyeye karşı protesto

Emekli aylığını ve maaşları birleştirip veyahut oda kiralayıp ay sonunu getirirdiniz. Ve her zaman güvenebileceğiniz destek ağları olurdu —belki biraz balık yağı için bir komşu ya da arta kalan kumaşları olan bir aile üyesi. İhtiyacınız olan her şeyi yürüme mesafesinde bulabilir ve birkaç dakikada taksiyle şehre gidebilirdiniz. Woodstock’ta büyümek ve yaşamak şehrin bir vatandaşı olmak, özgürlüklerinden ve ayrıcalıklarından koşullarınızın elverdiğinin ötesinde faydalanabilmek demekti. 

Son 20 yılda, bu durum yavaş ama istikrarlı bir şekilde değişti. Önce imalat sanayisi çöktü. Eski fabrika binalarının çoğu halihazırda apartman bloğuna, çağrı merkezine ya da iş merkezine dönüşmüş durumda.

Bugünlerde, Cissie Gool Evi’ndeki işgalciler ev ve iş hanı temizliği yapıyor; bankalarda, dükkânlarda, restoranlarda müşterilere hizmet veriyor; yerel kliniklerde hemşirelik ve bakıcılık ve okullarda öğretmenlik yapıyor. Diğerleri yerel inşaat sektöründe elektrikçi ya da tesisatçı; veyahut sürekli olmayan, ufak tefek işlerle ya da yardımlarla hayatta kalıyor. Ama iş az ve neredeyse kimse kirasını ödeyemiyor. 

Örneğin, Cissie Gool Evi’ndeki diğer bir lider Bayan Faghmeeda Ling, ailesi ve komşularıyla on yıllar boyunca Albert Yolu’nda oturdu. Bina perişan hâldeydi ve başlarına yıkılmak üzereydi. Yan tarafta, bir müteahhit3 bir depoyu tamamen yıktı ve aradan çok geçmeden Faghmeeda’nın ev sahibi de tahliye belgelerini onlara teslim etti. Faghmeeda herkesi kendilerini savunmaları için hâkim karşısına topladı. Tahliye sonucu bir ailenin evsiz kalması durumunda belediyenin o aileye konut sağlama yükümlülüğü olmasına rağmen, alternatif olarak sağlayabilecekleri tek yerin 30 km ilerde bir çalılığın ortasındaki Wolwerivier Nakil Kampı olduğu söylendi. 

Sonuç olarak hâkim, ailelere şehir yönetiminin teklifini kabul etmeleri ya da başka bir yer bulmaları için birkaç ay verip tahliye kararını onayladı. Faghmeeda bölge ilkokulunda öğretmenlik yapıyordu ve yakınlarda kiralayabileceği uygun hiçbir yer yoktu. Wolwerivier’de bir kulübeye taşınmak onun her şeyine mal olacaktı. Ailesi ve birçok komşusuyla birlikte Cissie Gool Evi’ne taşınmaya karar verdi. Kaldıkları bölümün adını Albert Yolu olarak değiştirdiler ve yakın zamanda lider olarak Faghmeeda’yı seçtiler. 

Aslında, Reclaim the City üyeleri her hafta mahkemeye giderek Woodstock’ta evinden çıkarılanlara ve şehirde kirasını artık ödeyemeyecek durumda olanlara destek oluyor. Cissie Gool Evi’nde her hafta bir ekip danışma toplantısı düzenliyor ve kiracılara yasaları anlamaya yönelik ve ev sahipleriyle nasıl iletişim kuracaklarına dair yardım ediyor.4

Birçok kiracı kanuni yollara hiç başvurmadan zorla çıkarılıyor, birçoğunun tahliye belgesi daha mahkemeye çıkmadan onaylanıyor; mahkemeye çıkabilen küçük bir kesimin tahliye emri ise evsizlikle karşı karşıya olmalarına rağmen onaylanıyor. Şu bir gerçek ki, insanların sistematik bir şekilde yerlerinden edilmesine karşı teker teker mücadele edilemiyor ve kiracıların mahkemeden en fazla bekleyebileceği şey kapılarına polis gelmeden önce biraz daha zaman kazanmalarını sağlaması oluyor. 

Şehrin nakil kampları tamamen dolduğundan, yetkililer dört parça çinko ve birkaç direk ile birlikte herhangi bir yere inşa edilecek bir kulübe için inşaat talimatnamesi verme yoluna gidiyor.

Bunu düşünmek bile birçok kişi için acı verici. Yanı başındaki District Six mahallesi yıkıldığında birçok mahalleli veya onların aileleri zorla tahliye edilmiş olsa da Woodstock, Cape Town’da zorla evden çıkarmaların yarattığı yıkımdan kaçınabilmiş birkaç yerden biriydi. Dolayısıyla, yerinden edilmenin yarattığı travmayı deneyimlemiş ve devlet tarafından hiç desteklenmediğini ve görülmediğini hisseden birçok mahalle sakininin şu an direnmeye hazır olması hiç de şaşırtıcı değil. 

Mekânsal adalet

Hakikaten de mülkiyetin küresel anlamda sermaye fazlasını emmek için süper bir kumbaraya dönüşmesiyle tapudan rant ve kâr elde etmek şehirlerin temel özelliği hâline geldi. Sanayileşmiş ülkelerdeki tasarruf bütçeleri ve yüzde sıfır faiz oranları, sermaye fazlası olanları dünya çapında gayrimenkule dönük yeni finansal araçlara yatırım yapmaya yöneltti. Küresel finans sistemi ve ekonomi ile bütünleşmiş bu durumun yakın zamanda değişeceği yok gibi. Birleşmiş Milletler Yaşamaya Elverişli Konut Hakkı Özel Raportörü, arazi ve konut fiyatlarındaki yıllık artışın ortalamanın üstünde bir getirisi olduğu her büyük şehrin konut stokunun metalaşmayla karşı karşıya olduğu konusunda defalarca5 uyarıda bulundu. Burada, kendilerinden önceki mahallelerin yerine inşa edilen yepyeni apartmanlar bomboş duruyor çünkü değerleri bir ev olmalarından kaynaklanmıyor. 

İşgalde bir akşam toplantısı

Hemen yolun aşağısında, Adderley ve Strand caddelerinin köşesinde yeni bir gökdelen yapılması planlanıyor. Zero2One, Cape Town’daki en yüksek rezidans gökdelen olacak.6 Yurtdışından yüksek gelirli birini finanse ettiği bu yer baştan aşağı mikro apartmanlarla dolacak. Dünyanın herhangi bir yerinden peşin ödemeyle satın alabileceksiniz. 

Woodstock’u Foreshore’dan ayıran otoyolun kenarında başka bir imar çalışması sürüyor. Yedi gökdeleni ve bunları birbirine bağlayan asma köprüsüyle Harbour Arch bir toplantı odasında tasarlanmış, dağ manzarası hariç dünyanın her yerinde olabilecek jenerik bir yaşam tarzı sunuyor— burada bulutların üstünde “yaşayabilir, çalışabilir, oynayabilirsiniz.” Eğer Woodstock’ta büyümüş olsaydınız, güneydoğudan esen rüzgârlar bastırdığında şehrin bu tarafındaki balkonlu bir çatı katı için iki kere düşünürdünüz, ama zaten bu dairelerin çok azında birileri oturacak. 

Victoria ve Albert yollarının aşağısında ve yukarısında yepyeni bloklar yükselmeye devam ediyor. Woodstock bunlardan ayrı ya da geçmişte kalmış değil, tam tersine Woodstock her zaman dinamik ve değişen bir yer olmuştur. Ama bu kadar kısa sürede gerçekleşen bu şey, ölçek ve etki bakımından farklı bir his veriyor. Bu imar projelerinin hiçbiri bırakın haftalık yevmiye ile çalışan işçileri, aylık maaşla geçinen orta sınıfların erişimine açık değil. 

Reclaim the City toplu konutların inşa edilmesinin politikacılar ve yetkililerin sıkça lanse ettiği gibi sadece bir kapasite ve finansman meselesi olmadığını biliyor. Her ne kadar bunlar toplu konut inşasının önünde duran büyük kısıtlamalar olsa da. Hükümet, yeterli kaynak ayrılabilse dahi toplu konutları büyümekte olan banliyö kentlerindeki ucuz arsalara inşa etmeye devam ederdi. 

Reclaim the City, şirketlerin ve devletin sahip olduğu ekonomik ve siyasi gücün mekânsallaştığını biliyor.

Ekonomi, çevre ve çalışan ailelerin sağlığı, güvenliği ve iş imkânları üzerindeki olağanüstü etkisi göz önüne alındığında, hükümetin bu mekânsal apartheid’ı7 sürdürmeye iyi niyetlerle devam etmesi mümkün değil. Eğer sürdürülebilir ve adil toplumlar kuracaksak, bizim neslimizin görevi yoksulların ve işçi sınıfının insana yaraşır bir işe, düzgün hizmetlere ve işleyen altyapıya rahat erişim sağlayabildiği ve uygun fiyatlı yerlerde oturabildiği onurlu hayatlar sürebilmesini sağlamaktır.

Şimdiye dek bunun önündeki en büyük engel iyi konumlu yerlerde arsa elde etmenin pahası ve mülkiyeti emniyete almanın tek makul mekanizması olan tapu sahipliğine aşırı bağımlılıktı. Bunun altında yatan ise toprağın öncelikli olarak bir meta ve finansal varlık olduğu inancı.

Toprağın yeniden dağıtımı siyasi bir retorik olarak kullanışlı olsa da, birçok zengin şehirlinin ve şirketin mülkiyet üzerindeki olağanüstü mali çıkarı ve devletin her alanda buna geçit verdiği düşünüldüğünde bu fikrin şehirlerimizde esaslı programlara dönüşmesi nadir görülüyor. 

Daha bu hafta, Cape Town’ın İnsan Yerleşimlerden Sorumlu Meclis Üyesi şöyle dedi:

Mülkün tapusunu almak çok kıymetli çünkü o zaman mülkün bir delili oluyor ve hak sahipleri mümkün olduğu yerde mülklerini avantaj sağlamak için kullanma imkânı elde ediyorlar… Ayrıca bir mülkü satabilmenin tek yolu onun sahibi olmanız ve sahipliğinizin tapu şeklinde bir delili olması.8

Topraksızlaştırma tarihine sahip bir şehirde, apartheid‘ın sonlanışından beri şehir merkezi ve çevresine veya iyi konumlu yerlerdeki eski beyaz mahallelerine uygun fiyatlı yeni konut yapılmamış olması çok acı. Hükümet toprağın toplumsal ve tarihsel değeri yerine piyasa değerine itibar etmeye devam ettiği müddetçe hiçbir zaman ihtiyacımız olan binlerce evi inşa edemeyecek ve adil bir şehir yaratamayacağız. 

Aslında Reclaim the City son derece zengin bir banliyö kenti olan Sea Point’te geriye kalan son devlet arazisi parselinin Batı Kap Hükümeti tarafından satılmasına karşı çıkan bir protesto etrafında kurulmuştu. Tafelberg Bölgesi olarak bilinegelmiş bölge, il yerel yönetimi tarafından istihdam edilen özel mülk geliştirme sektöründen danışmanların, “katalizör” imar projeleri yoluyla değerli bir devlet arazisi portföyünü “yenilemesini” içeren, dönemin Devlet Başkanı Helen Zille’nin başlattığı geniş bir planın parçasıydı. Gerçekte ise bu, hazırdaki devlet arazisini satarak fazladan gelir elde etmek için tasarlanmış bir plandı. 

İl Kurulu’nun o arazide sosyal konut inşasının uygun ve arzulanır olmadığını söyleyip satışın devamına karar vermesi sonucunda, Reclaim the City ve Ndifuna Ukwazi Hukuk Merkezi davayı Yüksek Mahkeme’ye götürdü. Konu şu anda Yüksek Mahkeme’de karar bekliyor. 

Bu, Reclaim the City için önemli bir andı. Devlet Başkanı’nın araziyi sosyal konut yapılması için kullanma fikrini hiçbir zaman ciddi bir şekilde düşünmediği ve bunun neden mümkün olmadığına dair yalan yanlış sebepler icat etmeye çalıştığı apaçık ortadaydı. Dediğim dedik biri olarak bilinen Devlet Başkanı’nın kampanyayı bir baş belası olarak gördüğü de açıktı. Yılın önemli bir kısmını devletin doğru şeyi yapacağını umarak geçirmiş olan üyeler hem üzgün hem de yılgın hâldeydiler. Kamuya ait toprağın yeniden dağıtımına karşı çıkmak için sıraya dizilmiş kodaman güçlerin her zamanki savunma taktikleriyle yerinden oynatılmasının mümkün olmadığı ve daha sağlam bir stratejinin gerekli olduğu belliydi. 

İşgal

Reclaim the City, şirketlerin ve devletin sahip olduğu ekonomik ve siyasi gücün mekânsallaştığını biliyor. Şehir merkezi ve çevresi sadece en değerli arazilerin bazılarını barındırmıyor, aynı zamanda burası her üç idari düzeyde de hükümetin merkezi. Sömürge, apartheid ve demokrat yönetimler altında gelişen mekân planlamasının Cape Town’da devam eden bir etkisi siyasi mobilizasyon gücünün sindirilmesi oldu. Dünyanın her yerinde, şehirlerde insanlar meydanlar ve caddeleri sadece protesto etmek için değil, aynı zamanda müzakere etmek ve fikir paylaşmak için dolduruyor. Özgürce hareket edebilmek, ırk ve sınıf ayrımlarını bilinçli bir şekilde aşarak bir araya gelmek ve iletişim ağları oluşturmak ilerici örgütlenmelerin özüdür. Ancak burada, şehir merkeziyle arasına tren rayları ve tampon otoyollarla set çekilmiş banliyö kasabalarında örgütlenmek oldukça zor ve pahalı. Güvenlikli ve sağlam toplu taşıma bulmak, özellikle akşamları ve haftasonları mümkün değil. Çeperlerde direniş iktidarın ne gördüğü ne de duyduğu bir şey ve yürüyüşler ve grevler aracılığıyla merkeze nüfuz etme girişimlerinin ise devamlılığı yok ve çoğunlukla zayıf. 

Tam da bu yüzden Reclaim the City şehrin tam kalbinde bulunan ve hükümetin merkezindeki en değerli arazilerden bazılarını işgal etti. Eğer buradaki kentsel araziyi çevreleyen iktidar dengesini değiştirebilirlerse, sakinlerinin büyük bir çoğunluğunun yaşadığı şehrin dört bir yanındaki daha değersiz arazilere yönelik yeni bir yaklaşımın daha olanaklı olabileceğini düşünüyorlar. Reclaim the City, bilinçli bir şekilde bir “karşı-koloni” kurdu—devlet arazisini fiziksel olarak geri alarak, sömürgeci ve apartheid mantığı kasten tersine çevirerek ve çeperin deneyimini, onun gözardı edilemeyeceği, görünür ve önemli olacağı merkeze geri getirerek.

Woodstock Hastanesi’ni Mart 2017’de bir binasının en üst katına yerleşen ve orayı kilitlerle emniyete alan birkaç aktivist işgal etti. Devlet arazisinin yeniden dağıtımının yapılabileceğini ve mekânsal apartheid’ın tekrarlanmasının en temel sebebinin siyasi tercihler olduğunu gösterene kadar kalmaya niyetli bir şekilde orayı işgal ettiler.

İlk haftanın sonunda, baştaki gruba diğer toplumsal hareketlerden birkaç destekçi ve Woodstock’taki enformel yerleşim alanlarından bazı sakinler de katıldı. Herkes odaları temizleyecek, içme suyunu hazırda ve tuvaletleri kullanılabilir tutacak ve işgal ettikleri hastane kanadını yaşanabilir bir yer yapacaktı. Bir sonraki adımın ne olduğuna karar vermek için herkese açık düzenli toplantılar yapıldı ve bölgenin adı apartheid döneminde belediye meclisine seçilen ilk siyahi kadın meclis üyelerinden olan ve çok sevilen siyasi aktivist Cissie Gool’un onuruna Cissie Gool Evi olarak değiştirildi. 

Çok geçmeden Woodstock’un dört bir yanından ve daha uzaklardan gelen ve yaşayacak yere ihtiyacı olanlar kapıyı çalmaya başladılar. Bu hastanenin birçok kişi için evsiz kalmaktan korunabilecekleri tek seçenek olduğu açıktı ve hâl böyle olunca, buranın işgale hazır insanları barındırmasına karar verildi. 

İlerleyen birkaç ayda, liderlerin seçileceği, işgali götürmeye yardım edecek ve yeni potansiyel işgalcileri belirleyecek temel sistemler kuruldu. Bir yıl içinde hastane tamamen dolmuştu. 

Ve üç yıl sonra, bütün eski koğuşlarda, malzeme odalarında ve ameliyathanelerde aileler yaşıyordu. Paylaşılabilecek yalnızca birkaç tuvalet ve musluk ve tavanlardan sarkan elektrik kabloları ile burası asla bir bina denetimini geçemezdi. Buna rağmen, işgalciler içinde çocuk bakım tesisleri, bir bostan ve beslenme planı barındıran bir topluluk kurmuşlardı. Komşuların birbirine şüpheyle baktığı, özel meseleler harici iletişim kurmaya ve örgütlenmeye gerek duymadığı konutların aksine, burada işgalciler her hafta gruplar hâlinde ve her ay topluca bir araya gelip idari ve toplumsal meseleleri tartışıyorlar. Çocuk bakımından tamirata, disiplinden kişiler arası meselelere kadar değişen konular toplulukça hallediliyor. Herkesin konuşabildiği bu düzenli toplantılar ve meclisler, yönetime dair demokratik kolektif bir yaklaşım inşa etmenin temel kurucu aracı. 

Reclaim the City de burada yaşayan her üyenin katılabileceği, siyasi tartışmalar ve kampanyalar üzerine müzakere edilen ve karar birliğine varılan ve gündelik konut mücadelelerinin ortak deneyimler ışığında bir bağlama oturtulduğu toplantılar düzenliyor. Gerçekten de, devletten hiçbir kaynak almadan nelerin başarıldığını düşününce eylemliliğin ve kolektif sorumluluğun en az sermaye kadar değerli olduğu; itibarlılığın yalnızca bir evin dört duvarıyla oluşmadığı, toplumsal olarak nasıl idanışmayla oluşturulan ilişkilerle de bir o kadar ilgili olduğu açıktır. 

Bu demek değil ki hiç problem çıkmıyor. Yoksul topluluklar alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, cinsel şiddet ve akıl sağlığı sorunlarıyla mücadele ediyor. Tartışmaların kişisel saldırılara vardığı oluyor. Ama genel olarak bunlar mükemmel olmayan, ancak bilerek tasarlanmış toplumsal sistemler ve kurallar ile idare ediliyor. Bunların hepsi gönüllü olarak çalışan ve kendileri de geçim mücadelesi veren topluluk liderlerini yoğun biçimde etkiliyor.

Hepsinden önemlisi, yerinden edilme ve evden çıkarılmanın travmasının yerini umudun almış olması. Bu umudun kaynağı sadece güvenli bir eve sahip olmak değil, aynı zamanda şehir merkezinde nasıl bir konut inşa edilebileceğini ve devam ettirilebileceğini göstermek. 

Cevap 

İşgalin ilk zamanları Reclaim The City afişinin açılması

Bu çabaların hükümette herhangi bir değişikliğe sebep olup olmayacağı henüz belirsiz. Yakın zamanda belediye, işgalcileri dava etmek ve tahliye etmek için girişimlerde bulundu. Günümüz nakil kamplarının mimarlarından biri olan Belediye Başkanı Dan Plato işgalcilere şöyle dedi: 

Siz toprak istilacılarısınız. İşte siz busunuz! Ve planlarımızı uygulamaya devam edemediğimiz için hayatımızı oldukça zorlaştırıyorsunuz. Şu an yapabileceğimiz bir şey yok. Eğer istilanızı resmileştirirsek, kontrolü kaybedeceğiz. Eğer böyle olursa bekleme listesinin üstlerinde yer alan insanlara haksızlık olacak. 

Bu, politikacıların ve bürokrasinin mutabık olduğu ve toprak adaletsizliğini yaratan kör ideolojik inançlara dair —her ne kadar devletin çoktan kontrolü kaybetmiş olduğu ve yüzbinlerce ailenin halihazırda işgal altındaki topraklarda yaşadığı gerçeğinin bariz biçimde ortada olmasına rağmen, mülkiyet hakkının “ilkesel” düzeyde korunması gerektiği fikrine— kısa bir bakış sağlıyor. 

Kendi yarattıkları bu çıkmazda, bir konut elde etmenin tek iyi yolu aslında bir kamusal konut piyangosu olan bir çeşit konut veritabanında 30 yıl boyunca beklemek. Ve insanların ihtiyaçlarını karşılamak için başvurduğu rasyonel girişimler ise aşırı şiddetli bir şekilde kriminalize ediliyor. 

Toplu bir tahliye durumunda belediye hem siyasi hem de hukuki olarak başarısız olacağından, Dan Plato’nun yaklaşımı gösteriyor ki Cissie Gool Evi de, ilerleme gösteremeyen ulusal dönüşüm projeleri içindeki diğer enformel yerleşim alanları gibi hak ettiği yeri edinecek. 

Her ne kadar belediye tarihsel olarak bu ailelere “suçlu” ya da “sıraya kaynak yapan” muamelesi yapmış ve işgali de “düzgün” ve “plan dahilindeki” konut projelerinin ilerlemesi önündeki yasadışı bir engel olarak görmüş olsa da, gerçek şu ki konumu iyi olan arazilerde yoğun ve uygun fiyatlı kamu yapılaşmasını geliştirmek için gerçekleştirilebilir, sürdürülebilir ve geliştirilebilir bir model henüz bulunmuyor.

Sonuç 

Cissie Gool Evi, yoksullar ve işçi sınıfı için insan onuruna yaraşır bir konutu oluşturan maddi olmayan değerlere dair bir fikir veriyor: ortak bir vizyon, eylemlilik, diyalog ve uzlaşma inşası, işbirliği, özen ve düzgün çalışma. Bu, işgalcilerin konut çözümlerinden dışlanmasına ve toprağın ve konutun metalaştırılmasına mahalle düzeyinde karşı çıkmak için eşsiz bir fırsat.

Cissie Gool Evi’ni geri alma mücadelesi henüz başladı ve yıllarca sürebilir. Cissie Gool Evi, binlerce yoksul ve işçi sınıfı aileyi tekrar şehir merkezine getirecek sistemli bir modeli geliştirmek, mekânda adaleti ilerletmek ve kapsayıcı bir şehir kurma yolunda ihtiyacımız olan sıçrama tahtası olabilir. 

Şehri geri alabiliriz. 


1- Reclaim the City hakkında bkz. www.reclaimthecity.org.za/ 

2- Green Point’teki Ahmed Kathrada Evi, Gardens’daki Irene Grootboom Evi, Vredehock’da bir apartman bloğu, Tamboerskloof’taki Erf81’in bazı kısımları ve Gözlemevi’ndeki Sirk Okulu.

3- WexLiving hakkında bkz. wexliving.co.za/ 

4- RED ekibi olarak biliniyor – Tahliyelere ve Yerinden Edilmelere Karşı Direniş (Resist Evictions and Displacement)

5- Farha, L. (2014, 18 Ocak). Report of the Special Rapporteur on adequate housing as a component of the right to an adequate standard of living, and on the right to non-discrimination in this context. United Nations. digitallibrary.un.org/record/861179#record-files-collapse-header 

6- Zero2One hakkında bkz. zero2one.co.za/ 

7- 1948–1994 yılları arasında Güney Afrika Cumhuriyeti ve ona bağlı Namibya’da resmi devlet politikası olarak uygulanan ırksal ayrımcılık sistemi. -e.n. 

8- Cape Town. (2020, 1 Mart). Beneficiaries, including 89-year-old, empowered by receiving their title deeds. capetown.gov.za/Media-and-news/Beneficiaries,%20including%2089-yearold,%20empowered%20by%20receiving%20their%20title%20deeds

DÖN