İngilizceden çeviren: Mithat Fabian Sözmen

Ödüllü yönetmen Fredrik Gertten’in belgeseli PUSH, neden artık kendi şehirlerimizde yaşamaya gücümüzün yetmediğini araştırıyor. Film, konutu temel bir insan hakkı olarak ele alıyor, bununla birlikte dünyanın dört bir yanında şehirlerde yaşayacak bir yer bulmanın da giderek zorlaştığının altını çiziyor. Gertten, konut krizi yaşayan insanlarla buluşarak, BM Yaşamaya Elverişli Konut Hakkı eski Özel Raportörü Leilani Farha, küresel kentler üzerine çalışan sosyolog Saskia Sassen, ekonomist Joseph Stiglitz, gazeteci Roberto Saviano gibi uzmanlarla görüşerek konutu en acil dünya sorunlarından biri hâline getiren unsurları inceliyor.
Yaşar Adnan Adanalı: Filminizi tüm dünyada gösteriyorsunuz. İnsanların tepkileri nasıl oluyor? Kendi şehirleri ve deneyimleriyle özdeşlik kurabiliyorlar mı?

Fredrik Gertten: San Francisco’daki gösterimimiz sonrası genç bir kadın geldi ve “Artık daha az yalnız hissediyorum. Yaşadığım konut stresinin benim suçum olmadığını, bunun hayatı birçoğumuz için neredeyse imkânsız hâle getiren bir iş modeli olduğunu anladım” dedi. Moskova’da soru-cevap bölümünde genç bir mimar elini kaldırdı ve ne yapabileceğini sordu. “Burada yasadışı sermaye ve hükümet neredeyse aynı.” Ona en azından neye karşı olduğumuzu bilmenin iyi olduğunu söyledim. Meksika’da baskı altındaki bir mahallede yaşayan bir yaşlı geldi ve onların bölgesinde gösterim yapılmasını istedi. Dışarıdan ceplerinde büyük miktarda parayla gelen yatırımcılar yıllardır evleri hâline gelmiş topluluklarını sarsıyor ve yok ediyordu. Filmin birçok şehirde gösterilmesinin ardından insanlar artık kendi kent hikâyelerinin küresel bir eğilimin sonucu olduğunu görebiliyor. İstanbul’da da büyük sermayenin toplulukları sarstığı ve insanları, küçük işletmeleri dışarı çıkmaya zorladığı yerinden etme hikâyeleri yaşandı.

Fredrik Gertten. Fotoğraf: Gerhard Jörén
Yaşamaya elverişli konut hakkımız ihlal edildiğinde paranın izini sürmek neden önemli?

Paranın izini sürmek yeni oyuncuların kimler olduğunu anlamamıza yardım ediyor. 2008’deki ekonomik krizden sonra küresel sermaye ciddi şekilde ev piyasasına girdi. Bu, yeni ev sahibinizin sizden çok uzakta yaşadığı ve daha da kötüsü her dakika alınıp satılabilen finansal ürünlerin bir parçası olarak evinizin sahibi olduğunu dahi bilmemesi demek. Yani eğer İstanbullular konut fiyatlarının artmasına dair bir baskı hissediyorlarsa, şehrinizin yeni sahiplerinin kimler olduğunu bilmek işe yarayabilir. Eğer yeni sahiplerin kenti çok da umursamadığı ortaya çıkarsa bir sorununuz var demektir.

PUSH’ta paranın izini nasıl sürdünüz?

İş modelini anlamaya çalıştık. Hiçbir zaman insanların evlerinin sahibi olmayan koruma fonları artık tüm dünyada konut sektörünü kontrol ediyor. Satın alım ve satış yapıyor, kiraları artırıyorlar. Uzun vadeli bir plan yok, müşterileri de kiracılar değil yatırımcılar.

Filmin şu âna kadarki toplumsal etkileri nasıl oldu?

PUSH şimdiden dünyanın birçok ülkesinde gösterildi; filmdeki dil ve bilgilerin dünya genelindeki ulusal tartışmaların bir parçası olduğunu görebiliyoruz. Filmin prömiyeri Kopenhag’da yapıldı. Danimarka’da o sırada bir seçim kampanyası vardı ve konut sorunu herkesin dilindeydi. Seçimi kazananlar parlamentodaki yeni Lex Blackstone tasarısında kazanan taraf oldular. Konut Bakanı şöyle dedi: “Herkesin, zengin, orta sınıf ve yoksulun, birlikte yaşayabileceği şehirler istiyoruz. Eğer koruma fonları burada yatırım yapmak istiyorsa bizim kanunlarımıza uymalılar.”

PUSH, Almanya’daki salonlarda gösterime erkenden başladı. Leilani Farha’nın, “Konut insan hakkıdır” mesajı bir anda ulusal tartışmaların diline eklemlendi. O günden sonra Berlin Senatosu beş yıllık kira sınırlaması getirerek sermayenin yıkıcı akışını dondurdu. İsveç’te filmi parlamentoda gösterdik, ülkenin her yerindeki belediye binalarında gösterimler yapıldı ve Kiracılar Birliği filmi kullanarak güç kazandı.

Leilani Farha’nın ülkesi Kanada’da film büyük bir kamusal tartışmanın parçasıydı. Kanada şu anda yeni bir insan hakları temelli konut politikası belirledi. Farha’nın hareketi The Shift’e birkaç büyük kent de katıldı.

Dünyanın her yerinden pek çok hikâyemiz var. Mücadelenin aynı zamanda dili geri kazanma üzerine olduğunu görüyoruz. Kentlerin neden konut krizleri yaşadığına dair hâkim açıklama modellerine karşı konulabiliyor artık. Koruma fonları ve inşaat şirketleri daha fazla deregülasyon istiyor. Film, Joseph Stiglitz’in yardımıyla yalnızca serbest piyasanın çözüm olmadığını gösteriyor. Serbest piyasa, zengini daha zengin, kentleri ve kentlileri daha yoksul hâle getirdi.

Piyasanın, yatırımcıların veya finansal aktörlerin iyi niyet veya ahlaki yükümlülük duygusuyla iş pratiklerinin merkezine insan haklarını koyacağına inanmak için çok az neden var.

Leilani Farha Barcelona’daki sakinlerle görüşürken. Fotoğraf: Janice_dAvila
BM insan hakları sistemine göre barınmayı “yaşamaya elverişli” yapan nedir? Bu çerçeve bizi konut hakkının finansallaştırılmasından korur mu?,

Leilani Farha: Birleşmiş Milletler sisteminin yaşamaya elverişli konuta dair belirli bir anlayışı var. Yaşamaya elverişli konut hakkı özünde çok basittir, haysiyet ve güvenlik içinde yaşama hakkıdır. İşlevsel olarak konut hakkına dair önemli unsurlar şunlar: mülk sahibinin yasal güvenliği, karşılanabilir maliyet, yaşanabilirlik, hizmetlerin, malzemelerin, tesisin ve altyapının elverişliliği, mekân ve kültürel uygunluk. Bunların hepsinin büyük önemi var ve birbiriyle ilişkili. Örneğin hizmetlerden, istihdamdan ve kültürel yaşamdan uzaktaki konutlar mali karşılanabilirliği olumsuz etkileyebilir; dar gelirli insanlar toplu taşımayla elektrik faturasına ödeme yapma arasında tercih yapmak zorunda kalabilir. PUSH’ta açıkça gördüğümüz gibi konut hakkının finansallaştırılması yaşamaya elverişliliğin bu yedi unsurunu toplu bir biçimde yıpratıyor.

İnsan hakları, konutun finansallaştırılmasına karşı koyabilmek adına güçlü bir çerçeve sağlıyor. Politikaları, mevzuatları ve eylemsizlikleriyle konutun finansallaştırılmasının önünü açan hükümetlerin insan hakları sorumlulukları da var. Uluslararası insan hakları hukuku gayet açık; devletlerin insan haklarının korunması konusunda halka karşı sorumluluğu vardır. Bu, insanların, finansal aktörler konut hakkı ihlallerine neden olduğunda hükümetlerin müdahale etmesini talep etmek için uluslararası mekanizmaları kullanabileceği anlamına gelir. Ulusal ve yerel idareler konut hakkını iç hukukta giderek artan bir şekilde destekliyorlar, yani çadır kampların zorla tahliyesi ya da yasadışı kira artışları gibi ihlallere itiraz edebilmek için yerel fırsatlar da bulunuyor. Bu çok güçlü bir araç. Son dönemde yürüttüğüm çalışmaların çoğu, dünya çapında gözlemlediğimiz konut piyasasının finansallaşmasını bozabilecek kapsamlı, hak temelli konut stratejileri geliştirmede hükümetleri desteklemeye odaklanıyor.

BM Yaşamaya Elverişli Konut Hakkı Özel Raportörü’nün rolünü açıklayabilir misiniz?

BM Yaşamaya Elverişli Konut Hakkı Özel Raportörü olarak çalışmalarımın odağında küresel çapta konut hakkının hayata geçirilmesini ilerletmek var. Dünya genelindeki ülkelerde konut hakkını araştırmak ve raporlamak üzere İnsan Hakları Konseyi tarafından bağımsız uzman olarak atandım ve aynı zamanda hükümetlere, uluslararası insan hakları hukukunda ifade edildiği biçimiyle konut hakkına nasıl uyulacağı konusunda tavsiyelerde bulunuyorum. Tahmin edebileceğiniz gibi, bu çalışmanın önemli bir bölümü hak sahipleriyle, hükümetler, paydaş gruplar ve uluslararası kuruluşlar arasındaki görüşmeleri gerçekleştirmeye ayrılıyor ve ben bu bağlamda marjinalleştirilmiş bireylerin ve grupların seslerini yükseltmeye çalışıyorum. Raportör olarak herhangi bir hükümete veya STK’ya bağlı değilim ve bu da benim birçok açıdan iktidara karşı gerçekleri dile getirebilmeme olanak sağlıyor. The Shift’in küresel direktörü olarak dünya genelindeki hak savunucuları ve hükümetlerle birlikte bu çalışmayı hızlandırarak sürdüreceğim.

Seul, Güney Kore. Fotoğraf: Janice_dAvila
BM Yaşamaya Elverişli Konut Hakkı Özel Raportörü olarak dünya genelinde konut kriziyle karşı karşıya olan taban örgütlenmeleriyle BM’deki küresel yönetimin en tepesinde yer alan hükümetler arasındaki devasa açığı kapatmak gibi zor bir göreviniz var. Geriye dönüp bakınca bunu nasıl değerlendirirsiniz? Bu açığı biraz olsun kapatabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Sözkonusu açığın çok önemli ve gerçek olduğunu düşünüyorum. Konut hakkını savunabilmek için etkili mekanizmalara ulaşmak birçok ülkede, özellikle de insan hakkı ihlallerinin en korkunç biçimlerini yaşayanlar için çok zor. Raportör olarak dünya genelinde ciddi konut hakkı ihlalleriyle karşı karşıya olan çok sayıda insanla tanıştım ve insanların karşılaştıkları zorlukları, onları onurlu bir hayat sürdürme duygusundan alıkoyan bir insan hakkı ihlali olarak tanımladıklarını gördüm. İnsanlar karşılarında duran zorluklarla ilgili böyle konuşuyorlar. Bu nedenle, barınma hakkı ihlali yaşayanların seslerini ve deneyimlerini duyurmak için çok çalışsam da devletlerin ve uluslararası kurumların bu insanlar için adalete anlamlı ve zamanında erişim sağlaması çok önem taşıyor. Her zaman söylediğim bir şey var, sahip çıkılmayan insan hakları aldatıcıdır. Son raporum, “Yaşamaya Elverişli Konut Hakkı Uygulama Kılavuzu”, hükümetlerin bu konudaki yükümlülüklerini ayrıntılandırıyor.

İnsanlar kendi toplumlarında ve yaşamlarında gördükleri muazzam konut güçlüklerini anlamlandırabilecek yeni yollara ihtiyaç duyuyorlar.

Filmde, karşılanabilir konut piyasasına, konut fiyatlarında şiddetli bir artış yaparak kâr elde etme amacıyla giren koruma fonu Blackstone Corporation’ın temsilcileriyle görüştüğünüz için çok heyecanlıydınız. Bu tür vahşi kapitalistlerin iş pratiklerini diyalogla değiştireceğine gerçekten inanıyor musunuz? Bunlar politikaların belirlendiği masaya oturabilecek meşru aktörler mi?

Vahşi kapitalistlerin iş yapma pratiklerini ancak zorunda bırakılırlarsa değiştireceğini düşünüyorum. Piyasanın, yatırımcıların veya finansal aktörlerin iyi niyet veya ahlaki yükümlülük duygusuyla iş pratiklerinin merkezine insan haklarını koyacağına inanmak için çok az neden var. Onların sistemi bu şekilde kurulmamıştır; bu sistem insanlardan önce kârı teşvik eder.

Ancak, bu aktörlerin insan hakkını tatbik etme işinde olduklarını anlamaları önemlidir. Bu yüzden uluslararası insan hakları hukuku kapsamında belirli yükümlülükleri var ve bunlara uymaları konusunda insanlar ve hükümetlerce sorumlu tutulabilirler. Bu gerçek çoğu zaman onları şaşırtıyor ve bence şunu anlamaları önemli: Uluslararası insan hakları hukuku, onların mağdur ettiği, zorla evinden çıkardığı, yoksullaştırdığı insanların yanında duruyor.

Temel konut hakkının hayata geçebilmesi adına The Shift1 adlı yeni bir kampanya başlattınız. Şu sloganı kullanıyorsunuz: “Fazla sermayeyi yatıracak bir yer olarak konut değil, onurlu bir hayat yaşamak, ailelerimizi yetiştirmek ve topluma katılmak için konut”. Bu kampanyayla nasıl bir etki yaratmayı hedefliyorsunuz? Bunu yapmak için hangi somut adımlar atılacak?

The Shift öngöremediğimiz biçimlerde dünyayı dolaşıyor. Yaptığımız şey, küresel konut krizinin kentlerin karşı karşıya olduğu en ciddi toplumsal sorun olduğunu kabul ettirerek konut hakkını güvence altına almak için küresel, çokkatmanlı bir hareket inşa etmek. Hareket, konutun meta olarak değil, ev olarak değer görmesini sağlamayı amaçlıyor. Konut adaleti sorununu çözmek için insan hakları merceğini kullanarak dünya genelinde birbirinden farklı hak savunuculuğu ve aktivizm faaliyetlerini bir araya getiriyoruz. Gerçekten heyecan verici bir zaman çünkü konutun birçok sosyal ve çevresel adalet sorununun merkezinde durduğuna ilişkin artan bir fikir birliği oluşuyor. Ancak bugüne kadar yerel konut mücadelelerini birleştirecek bir şemsiye örgüt ya da hareket oluşturulamadı. 

The Shift burada devreye giriyor ve farklı çabaları aynı mesajla birleştirmek için bir çerçeve ve platform sağlıyor.

Çalışmalarımızda önem arz eden şey konut değeri ve evsizlik gibi konut hakkı ihlallerinin anlamı etrafında dönen tartışmaları değiştirmek. Küresel Kuzey’deki birçok ülkede orta sınıfın daralmasını ve küresel çaptaki karşılanabilir konut krizlerini gördüğümüz gibi konut sistemlerimize ilişkin bir şeylerin yanlış olduğuna dair gelişen bir toplumsal bilinç de var. Örneğin eğer zengin ülkelerde kitlesel evsizlik yeni bir norm hâline geldiyse bir şeyler yanlış gidiyor demektir. İnsanlar kendi toplumlarında ve yaşamlarında gördükleri muazzam konut güçlüklerini anlamlandırabilecek yeni yollara ihtiyaç duyuyorlar. The Shift, bu tartışmayı küresel düzeyde şekillendirmek, konutun altın gibi bir meta değil insan hakkı olduğunu kabul ettirmek istiyor.

Son olarak hükümetleri, konut hakkının ilerletilerek gerçekleştirilmesi için desteklemeye büyük önem veriyoruz. Çalışmalarımızın önemli bir odak noktası, iç hukukta konutun bir insan hakkı olarak kabul edilmesi ve konut hakkının finansallaştırılması sorununa karşı hükümetleri hak temelli bir stratejinin benimsenmesi yönünde desteklemektir. Örneğin The Shift, 2020’den başlayarak, yerel hak temelli barınma stratejileri geliştirmek üzere Kanada genelindeki belediyelerle çalışacak. Umudumuz, bu pilot projelerin diğer ülkelere uyarlanabilen ve ölçeklendirilebilen bir model geliştirmemizi sağlaması yönünde.

Hareket olarak tüm bu sorunların üstesinden gelmek için bir dizi farklı faaliyet ve strateji uygulayacağız. Çeviklik, esneklik ve uyarlanabilirlik, çalışmalarımızın kendine özgü yerel konut adaleti sorunlarına yanıt verebilmesinde çok önemli olacak. Çalışmamız kesinlikle toplum örgütlenmesi, halk eğitimi ve medya katılımı, araştırma, stratejik davalar, politika geliştirme ve hükümet danışmanlığı içerecektir, ama The Shift büyüyüp değiştikçe yaklaşımlarımızın genişleyeceğini umuyoruz. Hareketin bir parçası olmak için bizi takip edin ve The Shift’e katılın!


1-  The Shift #RIGHT2HOUSING. (n.d). Contact. www.make-the-shift.org/contact/

İngilizceden çeviren: Mithat Fabian Sözmen

Ödüllü yönetmen Fredrik Gertten’in belgeseli PUSH, neden artık kendi şehirlerimizde yaşamaya gücümüzün yetmediğini araştırıyor. Film, konutu temel bir insan hakkı olarak ele alıyor, bununla birlikte dünyanın dört bir yanında şehirlerde yaşayacak bir yer bulmanın da giderek zorlaştığının altını çiziyor. Gertten, konut krizi yaşayan insanlarla buluşarak, BM Yaşamaya Elverişli Konut Hakkı eski Özel Raportörü Leilani Farha, küresel kentler üzerine çalışan sosyolog Saskia Sassen, ekonomist Joseph Stiglitz, gazeteci Roberto Saviano gibi uzmanlarla görüşerek konutu en acil dünya sorunlarından biri hâline getiren unsurları inceliyor.
Yaşar Adnan Adanalı: Filminizi tüm dünyada gösteriyorsunuz. İnsanların tepkileri nasıl oluyor? Kendi şehirleri ve deneyimleriyle özdeşlik kurabiliyorlar mı?

Fredrik Gertten: San Francisco’daki gösterimimiz sonrası genç bir kadın geldi ve “Artık daha az yalnız hissediyorum. Yaşadığım konut stresinin benim suçum olmadığını, bunun hayatı birçoğumuz için neredeyse imkânsız hâle getiren bir iş modeli olduğunu anladım” dedi. Moskova’da soru-cevap bölümünde genç bir mimar elini kaldırdı ve ne yapabileceğini sordu. “Burada yasadışı sermaye ve hükümet neredeyse aynı.” Ona en azından neye karşı olduğumuzu bilmenin iyi olduğunu söyledim. Meksika’da baskı altındaki bir mahallede yaşayan bir yaşlı geldi ve onların bölgesinde gösterim yapılmasını istedi. Dışarıdan ceplerinde büyük miktarda parayla gelen yatırımcılar yıllardır evleri hâline gelmiş topluluklarını sarsıyor ve yok ediyordu. Filmin birçok şehirde gösterilmesinin ardından insanlar artık kendi kent hikâyelerinin küresel bir eğilimin sonucu olduğunu görebiliyor. İstanbul’da da büyük sermayenin toplulukları sarstığı ve insanları, küçük işletmeleri dışarı çıkmaya zorladığı yerinden etme hikâyeleri yaşandı.

Fredrik Gertten. Fotoğraf: Gerhard Jörén
Yaşamaya elverişli konut hakkımız ihlal edildiğinde paranın izini sürmek neden önemli?

Paranın izini sürmek yeni oyuncuların kimler olduğunu anlamamıza yardım ediyor. 2008’deki ekonomik krizden sonra küresel sermaye ciddi şekilde ev piyasasına girdi. Bu, yeni ev sahibinizin sizden çok uzakta yaşadığı ve daha da kötüsü her dakika alınıp satılabilen finansal ürünlerin bir parçası olarak evinizin sahibi olduğunu dahi bilmemesi demek. Yani eğer İstanbullular konut fiyatlarının artmasına dair bir baskı hissediyorlarsa, şehrinizin yeni sahiplerinin kimler olduğunu bilmek işe yarayabilir. Eğer yeni sahiplerin kenti çok da umursamadığı ortaya çıkarsa bir sorununuz var demektir.

PUSH’ta paranın izini nasıl sürdünüz?

İş modelini anlamaya çalıştık. Hiçbir zaman insanların evlerinin sahibi olmayan koruma fonları artık tüm dünyada konut sektörünü kontrol ediyor. Satın alım ve satış yapıyor, kiraları artırıyorlar. Uzun vadeli bir plan yok, müşterileri de kiracılar değil yatırımcılar.

Filmin şu âna kadarki toplumsal etkileri nasıl oldu?

PUSH şimdiden dünyanın birçok ülkesinde gösterildi; filmdeki dil ve bilgilerin dünya genelindeki ulusal tartışmaların bir parçası olduğunu görebiliyoruz. Filmin prömiyeri Kopenhag’da yapıldı. Danimarka’da o sırada bir seçim kampanyası vardı ve konut sorunu herkesin dilindeydi. Seçimi kazananlar parlamentodaki yeni Lex Blackstone tasarısında kazanan taraf oldular. Konut Bakanı şöyle dedi: “Herkesin, zengin, orta sınıf ve yoksulun, birlikte yaşayabileceği şehirler istiyoruz. Eğer koruma fonları burada yatırım yapmak istiyorsa bizim kanunlarımıza uymalılar.”

PUSH, Almanya’daki salonlarda gösterime erkenden başladı. Leilani Farha’nın, “Konut insan hakkıdır” mesajı bir anda ulusal tartışmaların diline eklemlendi. O günden sonra Berlin Senatosu beş yıllık kira sınırlaması getirerek sermayenin yıkıcı akışını dondurdu. İsveç’te filmi parlamentoda gösterdik, ülkenin her yerindeki belediye binalarında gösterimler yapıldı ve Kiracılar Birliği filmi kullanarak güç kazandı.

Leilani Farha’nın ülkesi Kanada’da film büyük bir kamusal tartışmanın parçasıydı. Kanada şu anda yeni bir insan hakları temelli konut politikası belirledi. Farha’nın hareketi The Shift’e birkaç büyük kent de katıldı.

Dünyanın her yerinden pek çok hikâyemiz var. Mücadelenin aynı zamanda dili geri kazanma üzerine olduğunu görüyoruz. Kentlerin neden konut krizleri yaşadığına dair hâkim açıklama modellerine karşı konulabiliyor artık. Koruma fonları ve inşaat şirketleri daha fazla deregülasyon istiyor. Film, Joseph Stiglitz’in yardımıyla yalnızca serbest piyasanın çözüm olmadığını gösteriyor. Serbest piyasa, zengini daha zengin, kentleri ve kentlileri daha yoksul hâle getirdi.

Piyasanın, yatırımcıların veya finansal aktörlerin iyi niyet veya ahlaki yükümlülük duygusuyla iş pratiklerinin merkezine insan haklarını koyacağına inanmak için çok az neden var.

Leilani Farha Barcelona’daki sakinlerle görüşürken. Fotoğraf: Janice_dAvila
BM insan hakları sistemine göre barınmayı “yaşamaya elverişli” yapan nedir? Bu çerçeve bizi konut hakkının finansallaştırılmasından korur mu?,

Leilani Farha: Birleşmiş Milletler sisteminin yaşamaya elverişli konuta dair belirli bir anlayışı var. Yaşamaya elverişli konut hakkı özünde çok basittir, haysiyet ve güvenlik içinde yaşama hakkıdır. İşlevsel olarak konut hakkına dair önemli unsurlar şunlar: mülk sahibinin yasal güvenliği, karşılanabilir maliyet, yaşanabilirlik, hizmetlerin, malzemelerin, tesisin ve altyapının elverişliliği, mekân ve kültürel uygunluk. Bunların hepsinin büyük önemi var ve birbiriyle ilişkili. Örneğin hizmetlerden, istihdamdan ve kültürel yaşamdan uzaktaki konutlar mali karşılanabilirliği olumsuz etkileyebilir; dar gelirli insanlar toplu taşımayla elektrik faturasına ödeme yapma arasında tercih yapmak zorunda kalabilir. PUSH’ta açıkça gördüğümüz gibi konut hakkının finansallaştırılması yaşamaya elverişliliğin bu yedi unsurunu toplu bir biçimde yıpratıyor.

İnsan hakları, konutun finansallaştırılmasına karşı koyabilmek adına güçlü bir çerçeve sağlıyor. Politikaları, mevzuatları ve eylemsizlikleriyle konutun finansallaştırılmasının önünü açan hükümetlerin insan hakları sorumlulukları da var. Uluslararası insan hakları hukuku gayet açık; devletlerin insan haklarının korunması konusunda halka karşı sorumluluğu vardır. Bu, insanların, finansal aktörler konut hakkı ihlallerine neden olduğunda hükümetlerin müdahale etmesini talep etmek için uluslararası mekanizmaları kullanabileceği anlamına gelir. Ulusal ve yerel idareler konut hakkını iç hukukta giderek artan bir şekilde destekliyorlar, yani çadır kampların zorla tahliyesi ya da yasadışı kira artışları gibi ihlallere itiraz edebilmek için yerel fırsatlar da bulunuyor. Bu çok güçlü bir araç. Son dönemde yürüttüğüm çalışmaların çoğu, dünya çapında gözlemlediğimiz konut piyasasının finansallaşmasını bozabilecek kapsamlı, hak temelli konut stratejileri geliştirmede hükümetleri desteklemeye odaklanıyor.

BM Yaşamaya Elverişli Konut Hakkı Özel Raportörü’nün rolünü açıklayabilir misiniz?

BM Yaşamaya Elverişli Konut Hakkı Özel Raportörü olarak çalışmalarımın odağında küresel çapta konut hakkının hayata geçirilmesini ilerletmek var. Dünya genelindeki ülkelerde konut hakkını araştırmak ve raporlamak üzere İnsan Hakları Konseyi tarafından bağımsız uzman olarak atandım ve aynı zamanda hükümetlere, uluslararası insan hakları hukukunda ifade edildiği biçimiyle konut hakkına nasıl uyulacağı konusunda tavsiyelerde bulunuyorum. Tahmin edebileceğiniz gibi, bu çalışmanın önemli bir bölümü hak sahipleriyle, hükümetler, paydaş gruplar ve uluslararası kuruluşlar arasındaki görüşmeleri gerçekleştirmeye ayrılıyor ve ben bu bağlamda marjinalleştirilmiş bireylerin ve grupların seslerini yükseltmeye çalışıyorum. Raportör olarak herhangi bir hükümete veya STK’ya bağlı değilim ve bu da benim birçok açıdan iktidara karşı gerçekleri dile getirebilmeme olanak sağlıyor. The Shift’in küresel direktörü olarak dünya genelindeki hak savunucuları ve hükümetlerle birlikte bu çalışmayı hızlandırarak sürdüreceğim.

Seul, Güney Kore. Fotoğraf: Janice_dAvila
BM Yaşamaya Elverişli Konut Hakkı Özel Raportörü olarak dünya genelinde konut kriziyle karşı karşıya olan taban örgütlenmeleriyle BM’deki küresel yönetimin en tepesinde yer alan hükümetler arasındaki devasa açığı kapatmak gibi zor bir göreviniz var. Geriye dönüp bakınca bunu nasıl değerlendirirsiniz? Bu açığı biraz olsun kapatabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Sözkonusu açığın çok önemli ve gerçek olduğunu düşünüyorum. Konut hakkını savunabilmek için etkili mekanizmalara ulaşmak birçok ülkede, özellikle de insan hakkı ihlallerinin en korkunç biçimlerini yaşayanlar için çok zor. Raportör olarak dünya genelinde ciddi konut hakkı ihlalleriyle karşı karşıya olan çok sayıda insanla tanıştım ve insanların karşılaştıkları zorlukları, onları onurlu bir hayat sürdürme duygusundan alıkoyan bir insan hakkı ihlali olarak tanımladıklarını gördüm. İnsanlar karşılarında duran zorluklarla ilgili böyle konuşuyorlar. Bu nedenle, barınma hakkı ihlali yaşayanların seslerini ve deneyimlerini duyurmak için çok çalışsam da devletlerin ve uluslararası kurumların bu insanlar için adalete anlamlı ve zamanında erişim sağlaması çok önem taşıyor. Her zaman söylediğim bir şey var, sahip çıkılmayan insan hakları aldatıcıdır. Son raporum, “Yaşamaya Elverişli Konut Hakkı Uygulama Kılavuzu”, hükümetlerin bu konudaki yükümlülüklerini ayrıntılandırıyor.

İnsanlar kendi toplumlarında ve yaşamlarında gördükleri muazzam konut güçlüklerini anlamlandırabilecek yeni yollara ihtiyaç duyuyorlar.

Filmde, karşılanabilir konut piyasasına, konut fiyatlarında şiddetli bir artış yaparak kâr elde etme amacıyla giren koruma fonu Blackstone Corporation’ın temsilcileriyle görüştüğünüz için çok heyecanlıydınız. Bu tür vahşi kapitalistlerin iş pratiklerini diyalogla değiştireceğine gerçekten inanıyor musunuz? Bunlar politikaların belirlendiği masaya oturabilecek meşru aktörler mi?

Vahşi kapitalistlerin iş yapma pratiklerini ancak zorunda bırakılırlarsa değiştireceğini düşünüyorum. Piyasanın, yatırımcıların veya finansal aktörlerin iyi niyet veya ahlaki yükümlülük duygusuyla iş pratiklerinin merkezine insan haklarını koyacağına inanmak için çok az neden var. Onların sistemi bu şekilde kurulmamıştır; bu sistem insanlardan önce kârı teşvik eder.

Ancak, bu aktörlerin insan hakkını tatbik etme işinde olduklarını anlamaları önemlidir. Bu yüzden uluslararası insan hakları hukuku kapsamında belirli yükümlülükleri var ve bunlara uymaları konusunda insanlar ve hükümetlerce sorumlu tutulabilirler. Bu gerçek çoğu zaman onları şaşırtıyor ve bence şunu anlamaları önemli: Uluslararası insan hakları hukuku, onların mağdur ettiği, zorla evinden çıkardığı, yoksullaştırdığı insanların yanında duruyor.

Temel konut hakkının hayata geçebilmesi adına The Shift1 adlı yeni bir kampanya başlattınız. Şu sloganı kullanıyorsunuz: “Fazla sermayeyi yatıracak bir yer olarak konut değil, onurlu bir hayat yaşamak, ailelerimizi yetiştirmek ve topluma katılmak için konut”. Bu kampanyayla nasıl bir etki yaratmayı hedefliyorsunuz? Bunu yapmak için hangi somut adımlar atılacak?

The Shift öngöremediğimiz biçimlerde dünyayı dolaşıyor. Yaptığımız şey, küresel konut krizinin kentlerin karşı karşıya olduğu en ciddi toplumsal sorun olduğunu kabul ettirerek konut hakkını güvence altına almak için küresel, çokkatmanlı bir hareket inşa etmek. Hareket, konutun meta olarak değil, ev olarak değer görmesini sağlamayı amaçlıyor. Konut adaleti sorununu çözmek için insan hakları merceğini kullanarak dünya genelinde birbirinden farklı hak savunuculuğu ve aktivizm faaliyetlerini bir araya getiriyoruz. Gerçekten heyecan verici bir zaman çünkü konutun birçok sosyal ve çevresel adalet sorununun merkezinde durduğuna ilişkin artan bir fikir birliği oluşuyor. Ancak bugüne kadar yerel konut mücadelelerini birleştirecek bir şemsiye örgüt ya da hareket oluşturulamadı. 

The Shift burada devreye giriyor ve farklı çabaları aynı mesajla birleştirmek için bir çerçeve ve platform sağlıyor.

Çalışmalarımızda önem arz eden şey konut değeri ve evsizlik gibi konut hakkı ihlallerinin anlamı etrafında dönen tartışmaları değiştirmek. Küresel Kuzey’deki birçok ülkede orta sınıfın daralmasını ve küresel çaptaki karşılanabilir konut krizlerini gördüğümüz gibi konut sistemlerimize ilişkin bir şeylerin yanlış olduğuna dair gelişen bir toplumsal bilinç de var. Örneğin eğer zengin ülkelerde kitlesel evsizlik yeni bir norm hâline geldiyse bir şeyler yanlış gidiyor demektir. İnsanlar kendi toplumlarında ve yaşamlarında gördükleri muazzam konut güçlüklerini anlamlandırabilecek yeni yollara ihtiyaç duyuyorlar. The Shift, bu tartışmayı küresel düzeyde şekillendirmek, konutun altın gibi bir meta değil insan hakkı olduğunu kabul ettirmek istiyor.

Son olarak hükümetleri, konut hakkının ilerletilerek gerçekleştirilmesi için desteklemeye büyük önem veriyoruz. Çalışmalarımızın önemli bir odak noktası, iç hukukta konutun bir insan hakkı olarak kabul edilmesi ve konut hakkının finansallaştırılması sorununa karşı hükümetleri hak temelli bir stratejinin benimsenmesi yönünde desteklemektir. Örneğin The Shift, 2020’den başlayarak, yerel hak temelli barınma stratejileri geliştirmek üzere Kanada genelindeki belediyelerle çalışacak. Umudumuz, bu pilot projelerin diğer ülkelere uyarlanabilen ve ölçeklendirilebilen bir model geliştirmemizi sağlaması yönünde.

Hareket olarak tüm bu sorunların üstesinden gelmek için bir dizi farklı faaliyet ve strateji uygulayacağız. Çeviklik, esneklik ve uyarlanabilirlik, çalışmalarımızın kendine özgü yerel konut adaleti sorunlarına yanıt verebilmesinde çok önemli olacak. Çalışmamız kesinlikle toplum örgütlenmesi, halk eğitimi ve medya katılımı, araştırma, stratejik davalar, politika geliştirme ve hükümet danışmanlığı içerecektir, ama The Shift büyüyüp değiştikçe yaklaşımlarımızın genişleyeceğini umuyoruz. Hareketin bir parçası olmak için bizi takip edin ve The Shift’e katılın!


1-  The Shift #RIGHT2HOUSING. (n.d). Contact. www.make-the-shift.org/contact/

DÖN