Yaşlı nüfus tüm dünyada sayısal olarak artıyor; diğer bir deyişle dünya nüfusu yaşlanıyor. Bunun tipik göstergelerinden biri nüfusu sayısal olarak eşit iki parçaya bölen ortanca yaştaki değişim: 1990 yılında dünya genelinde 24 olarak belirlenen ortanca yaş, bugün 30’u geçti.1 Türkiye’de değişimin hızı çok daha çarpıcı. 1990’da 21,7 olarak belirlenen ortanca yaş, bugün 32’ye ulaştı.2 Yaşlanma dendiğinde iki ayrı yaşlanmadan bahsetmek gerekir: Toplam nüfus içinde yaşlı nüfusun oranının artmasını ifade eden demografik yaşlanma (ki doğurganlığın azalması ve ölümlerin azalması gibi iki temel olgunun sonucudur) ve yaşa bağlı olarak bedenin canlılığını yitirdiği, temel işlevlerini yerine getirme kapasitesini kaybettiği ve kaçınılmaz olarak ölümle sonuçlanan biyolojik yaşlanma. 

Bu sayıda mekanda adalet konusunu yaşlılık odağında ele alırken Türkiye’de demografik ve biyolojik yaşlanma olgusunu mekansal boyutlarıyla tartışmak istedik. Yaşlanmayla beraber mekansal, toplumsal, kültürel ve sınıfsal çok katmanlı bir değişim ve bunun getirdiği yeni eşitsizlikler sözkonusu. Demografik yaşlanma hızının dünyada en yüksek olduğu ülkelerden biri olan Türkiye’de bu dönüşüm çok daha çarpıcı. Fransa gibi ülkelerin yüz yıla yakın bir sürede yaşadığı yaşlanma süreci, Türkiye’de 15-20 yıl gibi bir sürede deneyimleniyor. Bu da toplumun, kurumların ve bireylerin bu yeni duruma uyum sağlamada zorluklar yaşaması anlamına geliyor. 

Üstelik Türkiye’nin bu büyük demografik dönüşümü, kentlerinin ve kırsal alanlarının son yıllarda içinden geçtiği ezici mekansal dönüşümlere denk düşüyor. Büyük ölçekli enerji, maden ve kalkınma projeleri ile kırda bir çözülme yaşanırken kentsel dönüşüm projeleri, mega projeler, yüksek katlı yapılaşmalar da, kentlerde zamana yayılarak gelişen “mahalle” formundaki yapılı çevreyi dramatik bir şekilde dönüştürüyor. Mahallede yaşayan insanların, birbirleri, diğer canlılar ve çevreleri ile bakım merkezinde kurduğu ilişkilerin bütünü, yani bütüncül bir bakım ekolojisi bu dönüşümden etkileniyor. Yaşlılar gibi belli bazı toplumsal gruplar üzerinde bu etki daha fazla hissediliyor.   

Haliyle yaşlının özerklik alanını tanıyan, kendi kaderini tayin hakkını merkeze alan, onurlu bir bakım rejimi sunan anlayışın mekansal boyutu merkezi önemdedir. Eviçi ve evdışı mekanın özellikleri, evin sokak ve kent ile kurduğu ilişkiler, yaşlı kurum ve mekanlarının durumu, kamusal mekanların kaliteleri, kentsel hizmetler ve ulaşım imkanlarının yaşlı kapsayıcılığı, yerel yönetimlerin genel olarak mekan politika ve uygulamalarının yaşlı farkındalığı onurlu bir yaşlanma ve yaşlılık deneyimi için olmazsa olmaz meselelerdir. Yaşlılar için sosyal adalet, mekanda adalet olmadan sağlanamaz. 

Temel anayasal haklardan biri olan “sağlıklı ve güvenli çevrede yaşamak”, kırsal ve kentsel alanlarda yaşanan baş döndürücü dönüşümle giderek zorlaşıyor. Bugün içinde bulunduğumuz toplumlarda genç kalma tutkusu ve gençlik ideolojisi bir fetiş haline gelirken yaşlılar sosyal güvenlik sistemi üzerinde bir yük olarak görülüyor. Genç ve aktif nüfusun hayatın merkezine konduğu neoliberal kapitalizmde yaşlılar, bakım ihtiyaçları üzerinden bir sorun olarak gündeme gelirken toplumsal yaşamdan dışlanıyor. Yaşlıları değersizleştiren, onların izole olmalarına, görünmezleşmelerine neden olan yaş ayrımcılığı (agism) kuşaklararası bağları zayıflatıyor. 

Yaşlanmanın istenmeyen bir dönem olarak görülmesi, günümüz dünyasına has değil: Antik Roma’da Cicero yaşlılık döneminin “bahtsız bir çağ” olarak görülmesinden şikayet eder ve bunun dört nedeni olduğunu söyler: faal çalışma hayatından uzak kalma, bedenin güçsüzleşmesi, zevklerden yoksun kalma, ölümün bir adım ötede bekleyişi.3 Ancak günümüz dünyasında bir yandan ortalama yaşam süresi uzar, diğer yandan genç olmak/genç kalmak fetişleştirilirken, “başarılı yaşlanma” ödevi daha ağır bir yüke dönüşüyor. Başarılı yaşlanmayı yücelten, sadece makbul yaşlıyı dikkate alan bu yaklaşımda iyi tasarlanmamış, kapsayıcı olmayan şehirlerin yükü yaşlanan bireylere bırakılıyor, onlardan “iyi yaşlanmaları” ve böylece kentte yaşamlarını zorlaştıran mekansal engelleri kendi başlarına aşmaları bekleniyor. Yaşlanmayla beraber ortaya çıkan fiziksel kapasite kaybının telafisine yönelik mekansal düzenlemeler yapmak yerine yaşlıların izolasyonu, kamusal mekanlardan dışlanması ve giderek toplumsal yaşamda görünmez olmalarıyla yüz yüze kalıyoruz. Oysa yaşadığımız şehirleri herkes için daha erişebilir kılmak mekanda adaleti sağlamak için temel düsturlardan biri olmalı. 

Üstüne üstlük, bugünün dünyasında yaşlı nüfus çok daha kalabalık, daha heterojen ve yaşlanma süreçleri ve deneyimleri çok daha çeşitli. Yaşlılık dönemini tek ve yekpare bir olgu olarak ele almak mümkün değil. Aktif çalışma yaşamı sona erdikten hemen sonraki yıllar 3. yaş olarak değerlendirilirken, 80 yaş ve üstü bakıma muhtaç olunan dördüncü yaş olarak adlandırılıyor. Yaşlılar arasında farklı özelliklere sahip, farklı ihtiyaçları olan alt gruplar olduğunu da unutmamak gerekiyor.

İşte biz de bu sayıda, çokkatmanlı bir olgu olan yaşlılığı ve “yaşlı” olarak nitelediğimiz oldukça heterojen bir kitleyi anlamak ve insan hakkı temelli politika ve uygulamaların üretimi için literatürde yeterince çalışılmamış bir konu olan yaşlılığın mekansal boyutunu disiplinlerötesi bir yaklaşımla ele almak istedik. 

Bu sayı, üç ana bölümden oluşuyor: Birinci bölümde, yaşlanmanın demografik boyutları ve toplumsal sonuçlarını ele alan yazılar yer alıyor. Yaşlı bireyler ve çevre arasındaki ilişki (İsmail Tufan); kentlerde (Alan Duben) ve kırsalda (Ayşe Dericioğulları Ergun) yaşlanmanın odağında yer alan kadınlar; kır ve kentte yaşlanmanın farkı ve yaşlılıkla yoksulluk arasındaki ilişki (Özgür Arun); geronteknolojik düzenlemelerin yaşlıların özerkliğine etkisi ve bu teknolojilerin yerinde yaşlanma hakkına katkısı (Velittin Kalınkara); yaşlılıkta mekanla kurulan ilişkide bireysel deneyimler ve yerinde yaşlanma hakkı (Gülüstü Salur) inceleniyor. Bu yazıların bir ortak noktası, yaşlanma politikalarının nasıl olması gerektiğine dair yürüttükleri tartışma. 

İkinci bölüm, yaşlılık ve yaşlı haklarını kente odaklanarak ele alan yazılardan oluşuyor: Murat Güvenç, İstanbul mahallelerini yaş profili farklılaşmasına göre haritalandırdığı yazıda “anlamlı, geçerli, sürdürülebilir ve adil bir kentsel yaşam” için yaş gruplarının kentteki mekansal dağılımına bakmak gerektiğini vurguluyor. Bu bölümdeki diğer yazılar yeni kentleşme dinamiklerinin yaşlı bireyler için etkilerini, soylulaşma ve kentsel dönüşümün yaşlıların gündelik hayat pratikleri üzerindeki sonuçlarını ele alıyor. Hatice Kurtuluş, kentsel dönüşüm sürecinin görünmez mağdurları olarak yaşlıları işaret ederken rant amaçlı yapılaşmanın kuşaklararası dayanışmayı zayıflattığına; Murat Şentürk, neoliberal kentleşme deneyiminin yaşlıları dışlayan mekanlar ürettiğine; Aylin Şentürk de Moda örneğinde incelediği kentsel dönüşümün yaşlıların mekanla ilişkilerini ve mekansal aidiyet duygusunu zayıflattığına işaret ediyor. Merve Tunçer, soylulaştırma ile mahalleye açılan “cool” mekanları örtük yaşçılık kavramıyla ele alıyor.

Bu bölümde mekansal ve toplumsal eşitsizliklerin çeşitli boyutlarına odaklanan yazarlar arasında yaşlıların şehir hakkını koşu üzerinden tartışan Itır Erhart; yaşlıların kentsel alanda karşılaştığı mekansal engelleri ve kentsel mekanlara erişimi kolaylaştıracak düzenlemeler için belediyelere düşen rolü ele alan Hamza Kurtkapan bulunuyor. Gülay Kayacan gençlerle beraber Adalar’da yürüttükleri sözlü tarih çalışmasından yola çıkarak yaşlılara yönelik önyargılara, kentte yaşlı ayrımcılığına karşı kuşaklararası etkileşimin önemine parmak basıyor. Nilüfer Korkmaz Yaylagül ise, yaşlılar arasında en dezavantajlı kesim olan yaşlı mültecilerin kentle kurduğu ya da kuramadığı ilişkiyi inceliyor. 

Üçüncü bölümde yaşlılık, konut ve mimari tasarım üzerinden ele alınıyor. Levent Şen türk kent gerontolojisi kavramı çerçevesinde normallikten söz açmak yerine kapsayıcı tasarımı hedeflemek gerektiğini vurguluyor. Benzer bir yaklaşımla Sarah Gunawan mimarlıkta normallik algısı ve mimari görselleştirmede yaşlı bireylerin temsiline odaklanan Elderly Entourage (Yaşlı Tayfa) projesini anlatıyor. 

Esra Akan yaşlı uyumlu kentler için gerontoloji ve mimarlık disiplinlerinin yaşlı bireyler için uygun çevreler yaratmadaki rolüne işaret ediyor ve geronteknolojik tasarımlarla yeni mimari mekansal düzenlemeleri yaşlılık kurumları özelinde inceliyor. Şafak Şilan Ülker, yaşlılar için birlikte yaşam mekanlarını ve ortak konut modellerini dünyadan örneklerle ele alırken Öncül Kırlangıç, Düzce Umut Evleri tasarım sürecinde yaşlılarla beraber yapılan tasarım çalışmalarını anlatıyor. Bahar Bayhan, Türkiye’den iki alternatif ortak mekanı, Üçüncü Bahar Sitesi’ni ve Lokkal Kafe’yi inceliyor. 

Bu sayıyı hazırlarken Türkiye’de yaşlılık ve yaşlanma konusunun artan önemine rağmen, konuyla ilgili çalışmaların oldukça az olduğunu gözlemledik. Bu sayının yaşlılık ve mekanda adalet tartışmaları kadar yaşlılık çalışmalarına da bir katkı sunacağını umuyoruz.


1- 1990 ila 2015 arasında dünya nüfusunun ortalama yaşı ve 2100’e uzanan bir tahmin www.statista.com/statistics/268766/median-age-of-the-world-population/ 

2- TÜİK (2018, 21 Şubat) Haber Bülteni, Sayı: 30567.

3- Cicero, de S. (2018) Yaşlılık Üzerine, Çev.: Çiğdem Dürüşken, Alfa Basım Yayım, s. 35.

Yaşlı nüfus tüm dünyada sayısal olarak artıyor; diğer bir deyişle dünya nüfusu yaşlanıyor. Bunun tipik göstergelerinden biri nüfusu sayısal olarak eşit iki parçaya bölen ortanca yaştaki değişim: 1990 yılında dünya genelinde 24 olarak belirlenen ortanca yaş, bugün 30’u geçti.1 Türkiye’de değişimin hızı çok daha çarpıcı. 1990’da 21,7 olarak belirlenen ortanca yaş, bugün 32’ye ulaştı.2 Yaşlanma dendiğinde iki ayrı yaşlanmadan bahsetmek gerekir: Toplam nüfus içinde yaşlı nüfusun oranının artmasını ifade eden demografik yaşlanma (ki doğurganlığın azalması ve ölümlerin azalması gibi iki temel olgunun sonucudur) ve yaşa bağlı olarak bedenin canlılığını yitirdiği, temel işlevlerini yerine getirme kapasitesini kaybettiği ve kaçınılmaz olarak ölümle sonuçlanan biyolojik yaşlanma. 

Bu sayıda mekanda adalet konusunu yaşlılık odağında ele alırken Türkiye’de demografik ve biyolojik yaşlanma olgusunu mekansal boyutlarıyla tartışmak istedik. Yaşlanmayla beraber mekansal, toplumsal, kültürel ve sınıfsal çok katmanlı bir değişim ve bunun getirdiği yeni eşitsizlikler sözkonusu. Demografik yaşlanma hızının dünyada en yüksek olduğu ülkelerden biri olan Türkiye’de bu dönüşüm çok daha çarpıcı. Fransa gibi ülkelerin yüz yıla yakın bir sürede yaşadığı yaşlanma süreci, Türkiye’de 15-20 yıl gibi bir sürede deneyimleniyor. Bu da toplumun, kurumların ve bireylerin bu yeni duruma uyum sağlamada zorluklar yaşaması anlamına geliyor. 

Üstelik Türkiye’nin bu büyük demografik dönüşümü, kentlerinin ve kırsal alanlarının son yıllarda içinden geçtiği ezici mekansal dönüşümlere denk düşüyor. Büyük ölçekli enerji, maden ve kalkınma projeleri ile kırda bir çözülme yaşanırken kentsel dönüşüm projeleri, mega projeler, yüksek katlı yapılaşmalar da, kentlerde zamana yayılarak gelişen “mahalle” formundaki yapılı çevreyi dramatik bir şekilde dönüştürüyor. Mahallede yaşayan insanların, birbirleri, diğer canlılar ve çevreleri ile bakım merkezinde kurduğu ilişkilerin bütünü, yani bütüncül bir bakım ekolojisi bu dönüşümden etkileniyor. Yaşlılar gibi belli bazı toplumsal gruplar üzerinde bu etki daha fazla hissediliyor.   

Haliyle yaşlının özerklik alanını tanıyan, kendi kaderini tayin hakkını merkeze alan, onurlu bir bakım rejimi sunan anlayışın mekansal boyutu merkezi önemdedir. Eviçi ve evdışı mekanın özellikleri, evin sokak ve kent ile kurduğu ilişkiler, yaşlı kurum ve mekanlarının durumu, kamusal mekanların kaliteleri, kentsel hizmetler ve ulaşım imkanlarının yaşlı kapsayıcılığı, yerel yönetimlerin genel olarak mekan politika ve uygulamalarının yaşlı farkındalığı onurlu bir yaşlanma ve yaşlılık deneyimi için olmazsa olmaz meselelerdir. Yaşlılar için sosyal adalet, mekanda adalet olmadan sağlanamaz. 

Temel anayasal haklardan biri olan “sağlıklı ve güvenli çevrede yaşamak”, kırsal ve kentsel alanlarda yaşanan baş döndürücü dönüşümle giderek zorlaşıyor. Bugün içinde bulunduğumuz toplumlarda genç kalma tutkusu ve gençlik ideolojisi bir fetiş haline gelirken yaşlılar sosyal güvenlik sistemi üzerinde bir yük olarak görülüyor. Genç ve aktif nüfusun hayatın merkezine konduğu neoliberal kapitalizmde yaşlılar, bakım ihtiyaçları üzerinden bir sorun olarak gündeme gelirken toplumsal yaşamdan dışlanıyor. Yaşlıları değersizleştiren, onların izole olmalarına, görünmezleşmelerine neden olan yaş ayrımcılığı (agism) kuşaklararası bağları zayıflatıyor. 

Yaşlanmanın istenmeyen bir dönem olarak görülmesi, günümüz dünyasına has değil: Antik Roma’da Cicero yaşlılık döneminin “bahtsız bir çağ” olarak görülmesinden şikayet eder ve bunun dört nedeni olduğunu söyler: faal çalışma hayatından uzak kalma, bedenin güçsüzleşmesi, zevklerden yoksun kalma, ölümün bir adım ötede bekleyişi.3 Ancak günümüz dünyasında bir yandan ortalama yaşam süresi uzar, diğer yandan genç olmak/genç kalmak fetişleştirilirken, “başarılı yaşlanma” ödevi daha ağır bir yüke dönüşüyor. Başarılı yaşlanmayı yücelten, sadece makbul yaşlıyı dikkate alan bu yaklaşımda iyi tasarlanmamış, kapsayıcı olmayan şehirlerin yükü yaşlanan bireylere bırakılıyor, onlardan “iyi yaşlanmaları” ve böylece kentte yaşamlarını zorlaştıran mekansal engelleri kendi başlarına aşmaları bekleniyor. Yaşlanmayla beraber ortaya çıkan fiziksel kapasite kaybının telafisine yönelik mekansal düzenlemeler yapmak yerine yaşlıların izolasyonu, kamusal mekanlardan dışlanması ve giderek toplumsal yaşamda görünmez olmalarıyla yüz yüze kalıyoruz. Oysa yaşadığımız şehirleri herkes için daha erişebilir kılmak mekanda adaleti sağlamak için temel düsturlardan biri olmalı. 

Üstüne üstlük, bugünün dünyasında yaşlı nüfus çok daha kalabalık, daha heterojen ve yaşlanma süreçleri ve deneyimleri çok daha çeşitli. Yaşlılık dönemini tek ve yekpare bir olgu olarak ele almak mümkün değil. Aktif çalışma yaşamı sona erdikten hemen sonraki yıllar 3. yaş olarak değerlendirilirken, 80 yaş ve üstü bakıma muhtaç olunan dördüncü yaş olarak adlandırılıyor. Yaşlılar arasında farklı özelliklere sahip, farklı ihtiyaçları olan alt gruplar olduğunu da unutmamak gerekiyor.

İşte biz de bu sayıda, çokkatmanlı bir olgu olan yaşlılığı ve “yaşlı” olarak nitelediğimiz oldukça heterojen bir kitleyi anlamak ve insan hakkı temelli politika ve uygulamaların üretimi için literatürde yeterince çalışılmamış bir konu olan yaşlılığın mekansal boyutunu disiplinlerötesi bir yaklaşımla ele almak istedik. 

Bu sayı, üç ana bölümden oluşuyor: Birinci bölümde, yaşlanmanın demografik boyutları ve toplumsal sonuçlarını ele alan yazılar yer alıyor. Yaşlı bireyler ve çevre arasındaki ilişki (İsmail Tufan); kentlerde (Alan Duben) ve kırsalda (Ayşe Dericioğulları Ergun) yaşlanmanın odağında yer alan kadınlar; kır ve kentte yaşlanmanın farkı ve yaşlılıkla yoksulluk arasındaki ilişki (Özgür Arun); geronteknolojik düzenlemelerin yaşlıların özerkliğine etkisi ve bu teknolojilerin yerinde yaşlanma hakkına katkısı (Velittin Kalınkara); yaşlılıkta mekanla kurulan ilişkide bireysel deneyimler ve yerinde yaşlanma hakkı (Gülüstü Salur) inceleniyor. Bu yazıların bir ortak noktası, yaşlanma politikalarının nasıl olması gerektiğine dair yürüttükleri tartışma. 

İkinci bölüm, yaşlılık ve yaşlı haklarını kente odaklanarak ele alan yazılardan oluşuyor: Murat Güvenç, İstanbul mahallelerini yaş profili farklılaşmasına göre haritalandırdığı yazıda “anlamlı, geçerli, sürdürülebilir ve adil bir kentsel yaşam” için yaş gruplarının kentteki mekansal dağılımına bakmak gerektiğini vurguluyor. Bu bölümdeki diğer yazılar yeni kentleşme dinamiklerinin yaşlı bireyler için etkilerini, soylulaşma ve kentsel dönüşümün yaşlıların gündelik hayat pratikleri üzerindeki sonuçlarını ele alıyor. Hatice Kurtuluş, kentsel dönüşüm sürecinin görünmez mağdurları olarak yaşlıları işaret ederken rant amaçlı yapılaşmanın kuşaklararası dayanışmayı zayıflattığına; Murat Şentürk, neoliberal kentleşme deneyiminin yaşlıları dışlayan mekanlar ürettiğine; Aylin Şentürk de Moda örneğinde incelediği kentsel dönüşümün yaşlıların mekanla ilişkilerini ve mekansal aidiyet duygusunu zayıflattığına işaret ediyor. Merve Tunçer, soylulaştırma ile mahalleye açılan “cool” mekanları örtük yaşçılık kavramıyla ele alıyor.

Bu bölümde mekansal ve toplumsal eşitsizliklerin çeşitli boyutlarına odaklanan yazarlar arasında yaşlıların şehir hakkını koşu üzerinden tartışan Itır Erhart; yaşlıların kentsel alanda karşılaştığı mekansal engelleri ve kentsel mekanlara erişimi kolaylaştıracak düzenlemeler için belediyelere düşen rolü ele alan Hamza Kurtkapan bulunuyor. Gülay Kayacan gençlerle beraber Adalar’da yürüttükleri sözlü tarih çalışmasından yola çıkarak yaşlılara yönelik önyargılara, kentte yaşlı ayrımcılığına karşı kuşaklararası etkileşimin önemine parmak basıyor. Nilüfer Korkmaz Yaylagül ise, yaşlılar arasında en dezavantajlı kesim olan yaşlı mültecilerin kentle kurduğu ya da kuramadığı ilişkiyi inceliyor. 

Üçüncü bölümde yaşlılık, konut ve mimari tasarım üzerinden ele alınıyor. Levent Şen türk kent gerontolojisi kavramı çerçevesinde normallikten söz açmak yerine kapsayıcı tasarımı hedeflemek gerektiğini vurguluyor. Benzer bir yaklaşımla Sarah Gunawan mimarlıkta normallik algısı ve mimari görselleştirmede yaşlı bireylerin temsiline odaklanan Elderly Entourage (Yaşlı Tayfa) projesini anlatıyor. 

Esra Akan yaşlı uyumlu kentler için gerontoloji ve mimarlık disiplinlerinin yaşlı bireyler için uygun çevreler yaratmadaki rolüne işaret ediyor ve geronteknolojik tasarımlarla yeni mimari mekansal düzenlemeleri yaşlılık kurumları özelinde inceliyor. Şafak Şilan Ülker, yaşlılar için birlikte yaşam mekanlarını ve ortak konut modellerini dünyadan örneklerle ele alırken Öncül Kırlangıç, Düzce Umut Evleri tasarım sürecinde yaşlılarla beraber yapılan tasarım çalışmalarını anlatıyor. Bahar Bayhan, Türkiye’den iki alternatif ortak mekanı, Üçüncü Bahar Sitesi’ni ve Lokkal Kafe’yi inceliyor. 

Bu sayıyı hazırlarken Türkiye’de yaşlılık ve yaşlanma konusunun artan önemine rağmen, konuyla ilgili çalışmaların oldukça az olduğunu gözlemledik. Bu sayının yaşlılık ve mekanda adalet tartışmaları kadar yaşlılık çalışmalarına da bir katkı sunacağını umuyoruz.


1- 1990 ila 2015 arasında dünya nüfusunun ortalama yaşı ve 2100’e uzanan bir tahmin www.statista.com/statistics/268766/median-age-of-the-world-population/ 

2- TÜİK (2018, 21 Şubat) Haber Bülteni, Sayı: 30567.

3- Cicero, de S. (2018) Yaşlılık Üzerine, Çev.: Çiğdem Dürüşken, Alfa Basım Yayım, s. 35.

DÖN