Fotoğraf: Çiğdem Furtuna
Hippolyte-Dominique Berteaux imzalı tavan resmi.

Atlas Pasajı olarak bildiğimiz yapı, 1870’lerden günümüze varlığını sürdürmekte olup, Beyoğlu’nun hafıza mekânlarından biridir. Zemin katında envai çeşit hediyelik eşya ve tekstil ürünlerinin satıldığı dükkânlardan oluşan pasajın üstünde yer alan eski Atlas Sineması ise festivaller dışında az sayıdaki izleyici kitlesiyle varlığını sürdürmeye çalışıyor. Sinema ve pasaj olarak kullanılan yapının üst katlarını bilen ise az. Grand Rue de Péra’dan günümüzün Beyoğlu’na uzanan yapının şahitliğinin detayları ise kısa bir Türkiye tarihi niteliğinde. 

Agop Köçeyan’ın kışlık konutu (1870-1922)

1820-1893 yılları arasında İstanbul’da yaşamış olan Sultan 2. Mahmud’un kâhyası Kazaz Artin Amira’nın oğlu1 Sultan Abdülaziz’in yakın dostu Köçeoğlu Agop Efendi, ilk olarak darphanede göreve başlamış, sonraları Abdülmecid’in mücevhercisi, 1870’te de Bâb-ı Âli’nin sarrafı olmuştur. Şirket-i Umumiye-i Malie-i Osmaniye’nin idare meclisine seçilmiştir ve aynı zamanda da Credit General Ottomane Bankası’nın kurucularından birisidir. Zengin Osmanlı sarraflarından olan Köçeoğlu’nun geniş toprakları ve mülkleri olduğu bilinir.2 Köçeoğlu’nun Sultan Aziz’e de yüklü krediler açtığı, inşa ettirdiği konutta Sultan Aziz’in kullanımı için bir garsoniyer yaptırdığı ve sonra da Zarifi ile birlikte ona karşı Sultan Murad’ın tahta çıkmasına destek olduğu belirtilir.3

1870 yangınından sonra yanan evinin yerine Köçeyan, kâgir kışlık bir konut yaptırır. Yangın sonrası inşa ettirdiği konut bugün İstiklâl Caddesi üzerinden cephesini izlediğimiz yapıdır ve Atlas Sineması’nın olduğu yerde ise yapının arka bahçesi bulunur.

Yeniden yapılanan semtin ilk ürünlerinden olan yapı, taş ve tuğla kâgir taşıyıcı duvarlar ve volta döşeme kullanılarak inşa edilmiş, yapının cadde üzerinde bulunan mekânları dükkân olarak tasarlanmıştır. Eski haritalara baktığımızda Atlas Sineması olan yapı kütlesini bu tarihlerde göremiyoruz. Caddeden gördüğünüz kemerli kapıdan atlı arabasıyla giren Köçeyan, tonozlu alandan geçerek arka bahçesine ulaşır. Eski haritada ahşap ve kâgir tek katlı iki küçük yapı görülür. 

Bu yapıların müştemilat benzeri yapılar olması olasıdır. Yapının mimari biçimlenişi ise ilgilisine bambaşka bir okuma sunar. Kemerli giriş kapısından sonra ziyaretçiyi küçük bir saray bekliyor diyebiliriz. Köçeyan’ın, konutunu Roma’daki Palazzo Farnesse (Farnese Sarayı) örnek alarak yaptırdığı söylenir.4 Yapı, zemin kat üzerine üç ana kattan ve bir de çatı katından oluşur.

1870’lerde konutuna giren Köçeyan, Palazzo Farnese’de olduğu gibi sütunlarla çevrili tonozlu giriş mekânına ulaşır. Giriş aksının karşısında arka bahçeye çıkılan kapı açıklığı, bugün pasaja açılır. Solda yer alan ahşap kapı, konutun ana girişidir. Bu kapının ardında muazzam rölyeflerle ve masklarla bezeli bir merdivene ulaşılır. Bir de Küçük Sahne’ye gidenlerin bildiği bir kapı vardır. Bu kapı konutun küçük merdivenine açılır. Ancak Grand Rue de Péra’da Köçeyan’ın düzenlediği bir davete çağrılmışsanız soldaki kapıdan gözalıcı bir salona davet edilirsiniz. İşte bu kapı Atlas Pasajı’nın bilinmeyen yüzüyle karşılaşmanızı sağlar.

Eğer Köçeyan’ın bir davetine teşrif ediyorsanız, muhtemelen birinci kata davetli olurdunuz. Biz bu katı hafızamızda Küçük Sahne olarak tutuyoruz. Küçük Sahne’ye giden dikkatli tiyatro seyircileri, kırmızı mermerden yapılmış şeytan suratlı5 şömine ve onun tam karşısında duran mermer çeşmeyi hatırlayacaktır. Aslında üç penceresi olan salonu, arka bahçesinden denize uzanan bambaşka bir Beyoğlu manzarasıyla düşlediğimizde enfes olduğunu söyleyebiliriz.

Eğer Sultan Abdülaziz’in katılacağı bir davete gidiyorsanız ikinci katı görebilirsiniz. İkinci katın tavanları, Fransız ressam Hippolyte-Dominique Berteaux’nun yaptığı eşsiz tavan resimleriyle donatılmıştır. 

Hâlen binanın tavanlarını süslemekte olan bu resimler arasında en gözalıcı olanı hiç şüphesiz büyük salonda bulunan ve dört elementi konu alan Su, Hava, Toprak ve Ateş isimli eserdir. Sultan Abdülaziz’in garsoniyeri olduğu söylenen kat burasıdır.

Yapının üçüncü katında ailesiyle gündelik hayatını geçirir. Dördüncü katta servis mekânları yer alır. Yapının ilk döneminde, Köçeyan ve ailesi kışı bu konutta geçirir. Ta ki Osmanlı’nın son dönemleri gelinceye dek.

Osmanlı arşivinde yer alan bir evraktan, Köçeoğlu’nun borçları nedeniyle evi dahil diğer mülklerinin mühürlendiği anlaşılır. Yapı, Taksim Vosgeperan Ermeni Kilisesi’ne bağışlanır. Aile 1922’ye kadar yapıda yaşamaya devam eder. 1918-1923 yılları arasında İstanbul’un askeri işgali sırasında İngiliz Birlikleri’nin mahkeme binası olarak kullandığı bilinen yapı, 1922’den sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin Postahane Genel Müdürlüğü olur.

Fotoğraf: İbrahim Özvariş
Protokol merdiveni.

Atlas Sineması (1948-2020)

19 Şubat 1948’de Aziz ve Ahmet Borovalı kardeşler yapıyı satın alır. Atlas Sineması 1860 kişilik kapasite ve 35 loca ile Beyoğlu’nun en büyük sinemalarından biri olarak açılmıştır. Günümüzde pasaj olarak bildiğimiz dükkânların olduğu zemin kat, aslında Atlas Sineması’nın ana salonudur. Bugün Sinema olarak gördüğümüz kısmı ise ilk yapının yalnızca balkonudur. Atilla Dorsay, Atlas Sineması’nda FİTAŞ’ın ticari macera filmlerinin gösterildiğinden ve heybetinden bahseder. Dorsay’ın anıları bambaşkadır.

İntikam Kılıcı-Scaramouche’dan Kara Şövalye-İvanhoe’ya, Devler Savaşı’ndan Gök Bayrak’a, Hint Casusu’ndan Hazret-i Süleyman’ın Hazineleri’ne… Clark Gable’e göz süzen Ava Gardner’dan Rita Hayworth’u tokatlayan Glenn Ford’a… 1956-1957 mevsiminde Rock Around the Clock filmi de burada oynadı ve biz yeni-yetmeleri film boyunca Bill Haley’in nağmeleriyle sıra aralarındaki boşluklarda rock’n roll yaptık!..6

Salon yalnızca sinema değildir.

Burada 1950’lerde ünlü Red Nichols orkestrasını, 1960’larda ise ününün doruğundayken gelen Adamo’yu dinlediğimi anımsıyorum. Özellikle Adamo’nun konserinde “Tombe la Neige” şarkısı çalarken balkondan atılan ve salona kar yağıyormuş havasını veren pamuk parçacıklarının aşağıya düşüşünü anımsamak, bu satırların yazarının gözlerinden yaşlar getiriyorsa, bunu ilerleyen yaşıyla birlikte artan nostaljisine vererek bağışlayın.7

Dorsay, 1960’lardan sonra salonun büyüsünün azaldığını söyler. 

Ve Atlas da karanlık dönemden nasibini aldı. Banker Kastelli’nin eline geçti, yıkılmasını ancak tarihi eser olması önledi. Ama asıl sinemayı oluşturan o görkemli koltuk bölümü, ne yazık ki ticari hırsların kurbanı oldu, yerini dükkânlara bıraktı. Ancak balkonu kurtuldu ve 1979’da Robert Altman filmi Images – Görüntü ve Hayal’in galasıyla yeniden açıldı.8

Yıllar sonra bir başka bankerin eline geçen sinema zamanın ticari hırslarıyla beraber dönüşüme uğrar. Kastelli balkon katını, döşemelerini uzatarak zemin kattan ayırmış, zemin kattaki o görkemli salonu duvarlarla bölerek dükkânlara kiralamış. Kastelli battıktan sonra yapının mülkiyeti Milli Emlaklar’a geçer. Sinemanın işletmesi İnanoğlu’na devredilir, zemin kat dükkânlar ise satılır. Köçeyan’ın görkemli konutunun üst katları ise hâlâ kapalı kutudur.

Sinema emekçisi Cevdet Pişkin

1942 doğumlu Cevdet Pişkin, İstiklâl Caddesi’nde 47 senedir sinema sektöründe çalışıyor. En son 2018 yılında Sinema Onur Ödülü alan Pişkin, 11 yaşında Erzincan’dan İstanbul’da çalışan babasının yanına gelir. İlkin 2,5 kuruşa Tünel’in altında bir Yahudi kırtasiyecinin yanında çalışmaya başlar. Ardından Ar Sineması’nda işe başlar. 19 yaşlarında Saray Sineması’na geçer. Büfede çalışarak başladığı sinemada yer gösterici, ardından da müdür olur. Saray Sineması’nda 25 sene çalışan Cevdet Bey, 23 senedir Atlas Sineması’nda Türker İnanoğlu ile çalışıyor. Pasajın yerinde koca bir Atlas Sineması tarifliyor o da. Aziz Borovalı üst katlarda yaşarken genç Cevdet, Borovalı’nın aşağıya kadar inebildiğini ancak yaşlılıktan dolayı geri çıkamadığını, arkadaşlarıyla koltuğunda oturan Aziz Bey’i evine çıkardıklarını ve o esnada Köçeyan’ın konutunun büyüleyiciliğine şahit olduğunu hatırlıyor. Aziz Borovalı öldükten sonra damatları demir tüccarı Metin, mülkü Kastelli’ye satmış. Hatta Damat Metin’in Kastelli binayı aldıktan sonra sinemayı zemin kattan ayıracak demirleri kendisine bizzat sattığını da ekliyor.9

Beyoğlu’nun sinema salonlarının dolup taştığı yılları için şunları anlatıyor:

Saray Sineması’nda çalışırdım. Alasko Frigo satmaya Atlas Sineması’na gelirdik. O zamanlar 16 yer gösterici çalışırdı. Bunlardan 10 tanesi de kadındı. Ama şimdiki gibi değildi. İzleyicilerin birbirinden şık geldikleri yıllar.. Biz de beyaz gömlek, papyon, kırmızı ceketli takım elbisemizle sıraya girerdik. Müşteri gelirdi, sıradakine koltuğuna kadar eşlik ederdik. 

Müşteri biletin arasına 25 kuruş-50 kuruş sıkıştırır, nezaketle verirdi. Sonra tekrar yer göstericiler sırasına girer devam ederdik. O zamanlar yer göstericiler maaş almazlardı. Biz bahşişle para kazanırdık. Tuvalette de bir görevli olurdu. Herkes şart olmasa da 1 lira verirdi. 90’lı yılların sonunda maaşa dönüldü. Mars grubu duvara yazı yazdırmıştı, bahşiş vermeyin diye. Onlardan sonra maaşa dönüldü, bahşiş kesildi. İzleyicilerin de, çalışanların da, sinemacıların da çoğu Rum’du o yıllarda. Eskiden sinemadan önce kabareler olurdu. Önce o izlenir, sonra film başlardı. Serpil Örümcek vardı mesela; film öncesi gösteri yapardı. Ama nasıl! 1800 kişi tıka basa dolu!

Cevdet Bey seyircinin artık gelmediğinden yakınıyor.

Seyirci artık Kadıköy’e, alışveriş merkezlerine geçti. Eskiden filmler oynatılırken birinci ayak, ikinci ayak, üçüncü ayak tabirleri vardı. Birinci ayak Beyoğlu’ydu. İlk burada oynardı film. Sonra Kasımpaşa ikinci ayaktı, en son Aksaray’da oynardı.10

Macera filmlerinin cazibeli salonu Atlas, erotik film furyasından nasibini alır. 

Büyüsünü erotik film furyasında kaybetti. Günde 6000 kişi gelirdi erotik film izlemek için. 8 dakika filmi izler çıkardı seyirci. Devamlı bilet satardık. Öyle olunca erotik harici film de bitti. Yasaktı ama bir şekilde halledilirdi. Türk filmi rulosu arasına 5-6 dakikalık erotik sahne parçaları eklenirdi. O parçayı izleyen çıkardı. Polis gelince arasında parça olmayan film gösterilirdi.11

Festival dışında az sayıda seyirciyle ayakta kalmaya çalışan sinema için şunları diyor:

Beyoğlu’na gelmiyor artık kimse. Akşama kadar 5’er 10’ar kişi… Çocuk filmi geldi mesela, her yerde salonlar dolmuş ama burada kimse yok. Artık kimse çocuğunu Beyoğlu’na getirmiyor. Beyoğlu’nun kabuğu değişti. Eskiden gün içinde bile dolardı salon. Bizde sinemayı öğrenci kaldırırdı gündüzleri. Şimdi şu illetler çıktı ya herkes indirip seyrediyor.12

Fotoğraf: Emirkan Cörüt

Küçük Sahne ve Kulis Bar

Kulis Bar, bugün dövmecinin bulunduğu yerde açılan, İstanbul’un ilk Avrupa tarzı barıdır.

1965’lerden sonra dadanılan Kulis, yeni başlıyan gazetecilik uğraşıyla birlikte artık ünlülerin, sanatçıların, “bohem”lerin yaşamına katılma ve “entelleri” tanıma serüveninin ilk halkalarını oluşturacaktı. Kulis’te ilk tanınanlar arasında, Dürnev ve Pertev Tunaseli, Benli Belkıs, İsmet Ay, Turgut Boralı, Ginfer Feray, Erol Günaydın, Hüseyin Baş, Ergin Ertem gibi “içki dostları” başı çekecek ve genç adam, içki içmenin adabını öğreneyim derken tam bir “içkici” olmanın eşiğinden zor dönecektir! Kulis gerçekten yıllar boyu sürecek paha biçilemez dostlukların başladığı, “Mösyö Jorj” gibi bir içki ve yemek ustasının tanındığı, Beyoğlu’nun sanatçı, içkici ve biraz “bohem”, biraz “sosyetik”, biraz da “entel”ruhunun ilk kez tam olarak koklandığı ilginç bir mekândı.13

Türkiye’nin Batılı anlamda ilk özel tiyatrosu Küçük Sahne’dir. Yapıyı, birinci katının kullanımı Yapı Kredi Bankası’ndayken 1951’de Muhsin Ertuğrul’a yapılan teklif üzerine, mimar Halit Femir ve Feridun Akozan 295 koltuklu salona dönüştürür.

Fareler ve İnsanlar oyunuyla perdesini açan Küçük Sahne’de Cahit Irgat, Mücap Ofluoğlu, Sadri Alışık, Münir Özkul, Şükran Güngör gibi isimler sahne alır. Sahnede 1957’de Dormen Tiyatrosu çalışmaya başlar. 1962’den sonra Gülriz Sururi-Engin Cezzar, Ulvi Uraz, Dostlar, Ali Poyrazoğlu, Ortaoyuncular başta olmak üzere başka topluluklar da kullanır. Kültür Bakanlığı’nın mülkiyetine geçen kat bir süre boş kaldıktan sonra onarılarak 1994’te Bedia Muvahhit Sahnesi adıyla yeniden açılır. 1997 itibariyle Çolpan İlhan’ın kurduğu Sadri Alışık Tiyatrosu yerini alır.14

Daha sonraları sahne, İstanbul Devlet Tiyatrosu Küçük Sahne olarak anılmıştır. Cevdet Bey şunları anlatıyor:

Şimdi D&P olan yerde Ermeni bir kuyumcu vardı. Gayrimüslim esnaf çoktu o zamanlar Beyoğlu’nda. 6-7 Eylül’de Santa Maria Kilisesi’nin orada çay ocağında çalışıyordum. Çok kötü günlerdi. Bütün o insanlar yurtdışına gitti sonra. Arkadaşlarımızdı… Biz burada onlara gâvur derdik. Onlar gittiler, orada da gâvur tohumu derlermiş. Hiçbir yerde sevilemediler. Ama onlarsız Beyoğlu, Beyoğlu olmadı sonra.15

1992-1993 yıllarında onarım çalışmaları geçiren konutun üst katları İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, 2016 yılında İstanbul II No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü olarak kullanılmıştır. 2018 yılında, birinci katında yer alan Küçük Sahne de dahil olmak üzere üst katlar boşaltılarak restorasyon çalışması başlatılmıştır. Yapı restorasyon sonrasında, Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün projesi kapsamında Türkiye’nin ilk Sinema Müzesi olarak işlevlendirilecektir.

Grand Rue de Péra’dan İstiklâl Caddesi yıllarına şahitlik etmiş bu yapı, bir zamanlar Osmanlı Padişahı ile davetler düzenlenen küçük bir sarayken, Yeşilçam Sineması’nın kalbinin attığı semtin göbeğinde ihtişamlı bir sinema salonuna dönüşür. Türkiye yakın tarihine damgasını vurmuş Cevher Özden, nam-ı diğer Kastelli de bu yapıya kendi imzasını atmış ve Sinema’nın zemin katını balkondan ayırarak pasaja çevirmiştir. Türkiye’nin ilk Avrupai barı ve ilk özel tiyatrosu yine bu binada yaşamıştır. 150 yıllık hafızasıyla herkeste farklı izler bırakan bu bina, bazı anılarının şahitlerini kaybetse de yolculuğuna devam ediyor. Çoğumuzun Atlas Pasajı olarak hafızasında yer etmiş bu binanın henüz keşfedilmeyen yüzleri ise üst katlarda bizi bekliyor. Yapının tanışılmayı bekleyen yüzü kapılarını açtıktan sonra, defalarca pasaja girmek için önünden geçtiğiniz kapının ardında Agop’un Sarayı ile tanışınca büyüleneceksiniz. Belki ziyaretiniz sırasında Köçeyan ailesinin evinde bir davete katıldığınızı hayal edebilir ya da Aziz Bey’i evine taşıyan Cevdet Bey ve arkadaşlarını merdivenlerde düşleyebilirsiniz. Hazır Protokol merdiveninden çıkmışken eski Küçük Sahne’ye uğrar, Gülriz Sururi’yi Sokak Kızı İrma’yı canlandırırken düşler, belki gitmişken Atlas Sineması’na girip Cevdet Bey’e küçük bir selam verip o eski sinemanın tüm yer göstericilerinin hayaletlerinin yanından geçip genç Dorsay’ın rock’n roll hayali eşliğinde bir film seyredersiniz.


1- Duhani, S. N. (1990). Beyoğlu’nun Adı Pera İken. İstanbul: İstanbul Kütüphanesi Yayınları.

2- Jamgoçyan, O. (2017). Osmanlı İmparatorluğu’nda Sarraflık Rumlar, Museviler, Frenkler, Ermeniler (1650-1850). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

3- Belge, M. (1994). İstanbul Gezi Rehberi. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

4- Jamgoçyan, O. A.g.y.

5-  Gargoyle; Ortaçağ yapı sanatında genellikle cephede veya çörtenlerde kullanılan kötü ruhlardan koruduğuna inanılan yaratık heykeller.

6- Dorsay, A. (2004). Gençlik Hayallerimizin Sihirli Şatoları: Sinemalar. M. S. Genim, Y. Dağlı, E. Karakaya, M. İstekli, D. Çakıl (Ed.), Geçmişten Günümüze Beyoğlu II içinde (s. 673-688). İstanbul: Taç Vakfı Yayınları.

7- Dorsay A. (1991). Benim Beyoğlum. İstanbul: Çağdaş Yayıncılık ve Basın Sanayi A.Ş.

8- Dorsay A. (2004). A.g.y.

9- Cevdet Pişkin ile kişisel görüşme (Ocak 2020).

10- Cevdet Pişkin ile kişisel görüşme (Ocak 2020).

11- Cevdet Pişkin ile kişisel görüşme (Ocak 2020).

12- Cevdet Pişkin ile kişisel görüşme (Ocak 2020).

13- Dorsay A. (1991). A.g.y.

14- Kuruyazıcı H. (2004). Tiyatrolar. M. S. Genim, Y. Dağlı, E. Karakaya, M. İstekli, D. Çakıl (Ed.), Geçmişten Günümüze Beyoğlu II içinde (s. 661-671). İstanbul: Taç Vakfı Yayınları.

15- Cevdet Pişkin ile kişisel görüşme (Ocak 2020).

Fotoğraf: Çiğdem Furtuna
Hippolyte-Dominique Berteaux imzalı tavan resmi.

Atlas Pasajı olarak bildiğimiz yapı, 1870’lerden günümüze varlığını sürdürmekte olup, Beyoğlu’nun hafıza mekânlarından biridir. Zemin katında envai çeşit hediyelik eşya ve tekstil ürünlerinin satıldığı dükkânlardan oluşan pasajın üstünde yer alan eski Atlas Sineması ise festivaller dışında az sayıdaki izleyici kitlesiyle varlığını sürdürmeye çalışıyor. Sinema ve pasaj olarak kullanılan yapının üst katlarını bilen ise az. Grand Rue de Péra’dan günümüzün Beyoğlu’na uzanan yapının şahitliğinin detayları ise kısa bir Türkiye tarihi niteliğinde. 

Agop Köçeyan’ın kışlık konutu (1870-1922)

1820-1893 yılları arasında İstanbul’da yaşamış olan Sultan 2. Mahmud’un kâhyası Kazaz Artin Amira’nın oğlu1 Sultan Abdülaziz’in yakın dostu Köçeoğlu Agop Efendi, ilk olarak darphanede göreve başlamış, sonraları Abdülmecid’in mücevhercisi, 1870’te de Bâb-ı Âli’nin sarrafı olmuştur. Şirket-i Umumiye-i Malie-i Osmaniye’nin idare meclisine seçilmiştir ve aynı zamanda da Credit General Ottomane Bankası’nın kurucularından birisidir. Zengin Osmanlı sarraflarından olan Köçeoğlu’nun geniş toprakları ve mülkleri olduğu bilinir.2 Köçeoğlu’nun Sultan Aziz’e de yüklü krediler açtığı, inşa ettirdiği konutta Sultan Aziz’in kullanımı için bir garsoniyer yaptırdığı ve sonra da Zarifi ile birlikte ona karşı Sultan Murad’ın tahta çıkmasına destek olduğu belirtilir.3

1870 yangınından sonra yanan evinin yerine Köçeyan, kâgir kışlık bir konut yaptırır. Yangın sonrası inşa ettirdiği konut bugün İstiklâl Caddesi üzerinden cephesini izlediğimiz yapıdır ve Atlas Sineması’nın olduğu yerde ise yapının arka bahçesi bulunur.

Yeniden yapılanan semtin ilk ürünlerinden olan yapı, taş ve tuğla kâgir taşıyıcı duvarlar ve volta döşeme kullanılarak inşa edilmiş, yapının cadde üzerinde bulunan mekânları dükkân olarak tasarlanmıştır. Eski haritalara baktığımızda Atlas Sineması olan yapı kütlesini bu tarihlerde göremiyoruz. Caddeden gördüğünüz kemerli kapıdan atlı arabasıyla giren Köçeyan, tonozlu alandan geçerek arka bahçesine ulaşır. Eski haritada ahşap ve kâgir tek katlı iki küçük yapı görülür. 

Bu yapıların müştemilat benzeri yapılar olması olasıdır. Yapının mimari biçimlenişi ise ilgilisine bambaşka bir okuma sunar. Kemerli giriş kapısından sonra ziyaretçiyi küçük bir saray bekliyor diyebiliriz. Köçeyan’ın, konutunu Roma’daki Palazzo Farnesse (Farnese Sarayı) örnek alarak yaptırdığı söylenir.4 Yapı, zemin kat üzerine üç ana kattan ve bir de çatı katından oluşur.

1870’lerde konutuna giren Köçeyan, Palazzo Farnese’de olduğu gibi sütunlarla çevrili tonozlu giriş mekânına ulaşır. Giriş aksının karşısında arka bahçeye çıkılan kapı açıklığı, bugün pasaja açılır. Solda yer alan ahşap kapı, konutun ana girişidir. Bu kapının ardında muazzam rölyeflerle ve masklarla bezeli bir merdivene ulaşılır. Bir de Küçük Sahne’ye gidenlerin bildiği bir kapı vardır. Bu kapı konutun küçük merdivenine açılır. Ancak Grand Rue de Péra’da Köçeyan’ın düzenlediği bir davete çağrılmışsanız soldaki kapıdan gözalıcı bir salona davet edilirsiniz. İşte bu kapı Atlas Pasajı’nın bilinmeyen yüzüyle karşılaşmanızı sağlar.

Eğer Köçeyan’ın bir davetine teşrif ediyorsanız, muhtemelen birinci kata davetli olurdunuz. Biz bu katı hafızamızda Küçük Sahne olarak tutuyoruz. Küçük Sahne’ye giden dikkatli tiyatro seyircileri, kırmızı mermerden yapılmış şeytan suratlı5 şömine ve onun tam karşısında duran mermer çeşmeyi hatırlayacaktır. Aslında üç penceresi olan salonu, arka bahçesinden denize uzanan bambaşka bir Beyoğlu manzarasıyla düşlediğimizde enfes olduğunu söyleyebiliriz.

Eğer Sultan Abdülaziz’in katılacağı bir davete gidiyorsanız ikinci katı görebilirsiniz. İkinci katın tavanları, Fransız ressam Hippolyte-Dominique Berteaux’nun yaptığı eşsiz tavan resimleriyle donatılmıştır. 

Hâlen binanın tavanlarını süslemekte olan bu resimler arasında en gözalıcı olanı hiç şüphesiz büyük salonda bulunan ve dört elementi konu alan Su, Hava, Toprak ve Ateş isimli eserdir. Sultan Abdülaziz’in garsoniyeri olduğu söylenen kat burasıdır.

Yapının üçüncü katında ailesiyle gündelik hayatını geçirir. Dördüncü katta servis mekânları yer alır. Yapının ilk döneminde, Köçeyan ve ailesi kışı bu konutta geçirir. Ta ki Osmanlı’nın son dönemleri gelinceye dek.

Osmanlı arşivinde yer alan bir evraktan, Köçeoğlu’nun borçları nedeniyle evi dahil diğer mülklerinin mühürlendiği anlaşılır. Yapı, Taksim Vosgeperan Ermeni Kilisesi’ne bağışlanır. Aile 1922’ye kadar yapıda yaşamaya devam eder. 1918-1923 yılları arasında İstanbul’un askeri işgali sırasında İngiliz Birlikleri’nin mahkeme binası olarak kullandığı bilinen yapı, 1922’den sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin Postahane Genel Müdürlüğü olur.

Fotoğraf: İbrahim Özvariş
Protokol merdiveni.

Atlas Sineması (1948-2020)

19 Şubat 1948’de Aziz ve Ahmet Borovalı kardeşler yapıyı satın alır. Atlas Sineması 1860 kişilik kapasite ve 35 loca ile Beyoğlu’nun en büyük sinemalarından biri olarak açılmıştır. Günümüzde pasaj olarak bildiğimiz dükkânların olduğu zemin kat, aslında Atlas Sineması’nın ana salonudur. Bugün Sinema olarak gördüğümüz kısmı ise ilk yapının yalnızca balkonudur. Atilla Dorsay, Atlas Sineması’nda FİTAŞ’ın ticari macera filmlerinin gösterildiğinden ve heybetinden bahseder. Dorsay’ın anıları bambaşkadır.

İntikam Kılıcı-Scaramouche’dan Kara Şövalye-İvanhoe’ya, Devler Savaşı’ndan Gök Bayrak’a, Hint Casusu’ndan Hazret-i Süleyman’ın Hazineleri’ne… Clark Gable’e göz süzen Ava Gardner’dan Rita Hayworth’u tokatlayan Glenn Ford’a… 1956-1957 mevsiminde Rock Around the Clock filmi de burada oynadı ve biz yeni-yetmeleri film boyunca Bill Haley’in nağmeleriyle sıra aralarındaki boşluklarda rock’n roll yaptık!..6

Salon yalnızca sinema değildir.

Burada 1950’lerde ünlü Red Nichols orkestrasını, 1960’larda ise ününün doruğundayken gelen Adamo’yu dinlediğimi anımsıyorum. Özellikle Adamo’nun konserinde “Tombe la Neige” şarkısı çalarken balkondan atılan ve salona kar yağıyormuş havasını veren pamuk parçacıklarının aşağıya düşüşünü anımsamak, bu satırların yazarının gözlerinden yaşlar getiriyorsa, bunu ilerleyen yaşıyla birlikte artan nostaljisine vererek bağışlayın.7

Dorsay, 1960’lardan sonra salonun büyüsünün azaldığını söyler. 

Ve Atlas da karanlık dönemden nasibini aldı. Banker Kastelli’nin eline geçti, yıkılmasını ancak tarihi eser olması önledi. Ama asıl sinemayı oluşturan o görkemli koltuk bölümü, ne yazık ki ticari hırsların kurbanı oldu, yerini dükkânlara bıraktı. Ancak balkonu kurtuldu ve 1979’da Robert Altman filmi Images – Görüntü ve Hayal’in galasıyla yeniden açıldı.8

Yıllar sonra bir başka bankerin eline geçen sinema zamanın ticari hırslarıyla beraber dönüşüme uğrar. Kastelli balkon katını, döşemelerini uzatarak zemin kattan ayırmış, zemin kattaki o görkemli salonu duvarlarla bölerek dükkânlara kiralamış. Kastelli battıktan sonra yapının mülkiyeti Milli Emlaklar’a geçer. Sinemanın işletmesi İnanoğlu’na devredilir, zemin kat dükkânlar ise satılır. Köçeyan’ın görkemli konutunun üst katları ise hâlâ kapalı kutudur.

Sinema emekçisi Cevdet Pişkin

1942 doğumlu Cevdet Pişkin, İstiklâl Caddesi’nde 47 senedir sinema sektöründe çalışıyor. En son 2018 yılında Sinema Onur Ödülü alan Pişkin, 11 yaşında Erzincan’dan İstanbul’da çalışan babasının yanına gelir. İlkin 2,5 kuruşa Tünel’in altında bir Yahudi kırtasiyecinin yanında çalışmaya başlar. Ardından Ar Sineması’nda işe başlar. 19 yaşlarında Saray Sineması’na geçer. Büfede çalışarak başladığı sinemada yer gösterici, ardından da müdür olur. Saray Sineması’nda 25 sene çalışan Cevdet Bey, 23 senedir Atlas Sineması’nda Türker İnanoğlu ile çalışıyor. Pasajın yerinde koca bir Atlas Sineması tarifliyor o da. Aziz Borovalı üst katlarda yaşarken genç Cevdet, Borovalı’nın aşağıya kadar inebildiğini ancak yaşlılıktan dolayı geri çıkamadığını, arkadaşlarıyla koltuğunda oturan Aziz Bey’i evine çıkardıklarını ve o esnada Köçeyan’ın konutunun büyüleyiciliğine şahit olduğunu hatırlıyor. Aziz Borovalı öldükten sonra damatları demir tüccarı Metin, mülkü Kastelli’ye satmış. Hatta Damat Metin’in Kastelli binayı aldıktan sonra sinemayı zemin kattan ayıracak demirleri kendisine bizzat sattığını da ekliyor.9

Beyoğlu’nun sinema salonlarının dolup taştığı yılları için şunları anlatıyor:

Saray Sineması’nda çalışırdım. Alasko Frigo satmaya Atlas Sineması’na gelirdik. O zamanlar 16 yer gösterici çalışırdı. Bunlardan 10 tanesi de kadındı. Ama şimdiki gibi değildi. İzleyicilerin birbirinden şık geldikleri yıllar.. Biz de beyaz gömlek, papyon, kırmızı ceketli takım elbisemizle sıraya girerdik. Müşteri gelirdi, sıradakine koltuğuna kadar eşlik ederdik. 

Müşteri biletin arasına 25 kuruş-50 kuruş sıkıştırır, nezaketle verirdi. Sonra tekrar yer göstericiler sırasına girer devam ederdik. O zamanlar yer göstericiler maaş almazlardı. Biz bahşişle para kazanırdık. Tuvalette de bir görevli olurdu. Herkes şart olmasa da 1 lira verirdi. 90’lı yılların sonunda maaşa dönüldü. Mars grubu duvara yazı yazdırmıştı, bahşiş vermeyin diye. Onlardan sonra maaşa dönüldü, bahşiş kesildi. İzleyicilerin de, çalışanların da, sinemacıların da çoğu Rum’du o yıllarda. Eskiden sinemadan önce kabareler olurdu. Önce o izlenir, sonra film başlardı. Serpil Örümcek vardı mesela; film öncesi gösteri yapardı. Ama nasıl! 1800 kişi tıka basa dolu!

Cevdet Bey seyircinin artık gelmediğinden yakınıyor.

Seyirci artık Kadıköy’e, alışveriş merkezlerine geçti. Eskiden filmler oynatılırken birinci ayak, ikinci ayak, üçüncü ayak tabirleri vardı. Birinci ayak Beyoğlu’ydu. İlk burada oynardı film. Sonra Kasımpaşa ikinci ayaktı, en son Aksaray’da oynardı.10

Macera filmlerinin cazibeli salonu Atlas, erotik film furyasından nasibini alır. 

Büyüsünü erotik film furyasında kaybetti. Günde 6000 kişi gelirdi erotik film izlemek için. 8 dakika filmi izler çıkardı seyirci. Devamlı bilet satardık. Öyle olunca erotik harici film de bitti. Yasaktı ama bir şekilde halledilirdi. Türk filmi rulosu arasına 5-6 dakikalık erotik sahne parçaları eklenirdi. O parçayı izleyen çıkardı. Polis gelince arasında parça olmayan film gösterilirdi.11

Festival dışında az sayıda seyirciyle ayakta kalmaya çalışan sinema için şunları diyor:

Beyoğlu’na gelmiyor artık kimse. Akşama kadar 5’er 10’ar kişi… Çocuk filmi geldi mesela, her yerde salonlar dolmuş ama burada kimse yok. Artık kimse çocuğunu Beyoğlu’na getirmiyor. Beyoğlu’nun kabuğu değişti. Eskiden gün içinde bile dolardı salon. Bizde sinemayı öğrenci kaldırırdı gündüzleri. Şimdi şu illetler çıktı ya herkes indirip seyrediyor.12

Fotoğraf: Emirkan Cörüt

Küçük Sahne ve Kulis Bar

Kulis Bar, bugün dövmecinin bulunduğu yerde açılan, İstanbul’un ilk Avrupa tarzı barıdır.

1965’lerden sonra dadanılan Kulis, yeni başlıyan gazetecilik uğraşıyla birlikte artık ünlülerin, sanatçıların, “bohem”lerin yaşamına katılma ve “entelleri” tanıma serüveninin ilk halkalarını oluşturacaktı. Kulis’te ilk tanınanlar arasında, Dürnev ve Pertev Tunaseli, Benli Belkıs, İsmet Ay, Turgut Boralı, Ginfer Feray, Erol Günaydın, Hüseyin Baş, Ergin Ertem gibi “içki dostları” başı çekecek ve genç adam, içki içmenin adabını öğreneyim derken tam bir “içkici” olmanın eşiğinden zor dönecektir! Kulis gerçekten yıllar boyu sürecek paha biçilemez dostlukların başladığı, “Mösyö Jorj” gibi bir içki ve yemek ustasının tanındığı, Beyoğlu’nun sanatçı, içkici ve biraz “bohem”, biraz “sosyetik”, biraz da “entel”ruhunun ilk kez tam olarak koklandığı ilginç bir mekândı.13

Türkiye’nin Batılı anlamda ilk özel tiyatrosu Küçük Sahne’dir. Yapıyı, birinci katının kullanımı Yapı Kredi Bankası’ndayken 1951’de Muhsin Ertuğrul’a yapılan teklif üzerine, mimar Halit Femir ve Feridun Akozan 295 koltuklu salona dönüştürür.

Fareler ve İnsanlar oyunuyla perdesini açan Küçük Sahne’de Cahit Irgat, Mücap Ofluoğlu, Sadri Alışık, Münir Özkul, Şükran Güngör gibi isimler sahne alır. Sahnede 1957’de Dormen Tiyatrosu çalışmaya başlar. 1962’den sonra Gülriz Sururi-Engin Cezzar, Ulvi Uraz, Dostlar, Ali Poyrazoğlu, Ortaoyuncular başta olmak üzere başka topluluklar da kullanır. Kültür Bakanlığı’nın mülkiyetine geçen kat bir süre boş kaldıktan sonra onarılarak 1994’te Bedia Muvahhit Sahnesi adıyla yeniden açılır. 1997 itibariyle Çolpan İlhan’ın kurduğu Sadri Alışık Tiyatrosu yerini alır.14

Daha sonraları sahne, İstanbul Devlet Tiyatrosu Küçük Sahne olarak anılmıştır. Cevdet Bey şunları anlatıyor:

Şimdi D&P olan yerde Ermeni bir kuyumcu vardı. Gayrimüslim esnaf çoktu o zamanlar Beyoğlu’nda. 6-7 Eylül’de Santa Maria Kilisesi’nin orada çay ocağında çalışıyordum. Çok kötü günlerdi. Bütün o insanlar yurtdışına gitti sonra. Arkadaşlarımızdı… Biz burada onlara gâvur derdik. Onlar gittiler, orada da gâvur tohumu derlermiş. Hiçbir yerde sevilemediler. Ama onlarsız Beyoğlu, Beyoğlu olmadı sonra.15

1992-1993 yıllarında onarım çalışmaları geçiren konutun üst katları İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, 2016 yılında İstanbul II No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü olarak kullanılmıştır. 2018 yılında, birinci katında yer alan Küçük Sahne de dahil olmak üzere üst katlar boşaltılarak restorasyon çalışması başlatılmıştır. Yapı restorasyon sonrasında, Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün projesi kapsamında Türkiye’nin ilk Sinema Müzesi olarak işlevlendirilecektir.

Grand Rue de Péra’dan İstiklâl Caddesi yıllarına şahitlik etmiş bu yapı, bir zamanlar Osmanlı Padişahı ile davetler düzenlenen küçük bir sarayken, Yeşilçam Sineması’nın kalbinin attığı semtin göbeğinde ihtişamlı bir sinema salonuna dönüşür. Türkiye yakın tarihine damgasını vurmuş Cevher Özden, nam-ı diğer Kastelli de bu yapıya kendi imzasını atmış ve Sinema’nın zemin katını balkondan ayırarak pasaja çevirmiştir. Türkiye’nin ilk Avrupai barı ve ilk özel tiyatrosu yine bu binada yaşamıştır. 150 yıllık hafızasıyla herkeste farklı izler bırakan bu bina, bazı anılarının şahitlerini kaybetse de yolculuğuna devam ediyor. Çoğumuzun Atlas Pasajı olarak hafızasında yer etmiş bu binanın henüz keşfedilmeyen yüzleri ise üst katlarda bizi bekliyor. Yapının tanışılmayı bekleyen yüzü kapılarını açtıktan sonra, defalarca pasaja girmek için önünden geçtiğiniz kapının ardında Agop’un Sarayı ile tanışınca büyüleneceksiniz. Belki ziyaretiniz sırasında Köçeyan ailesinin evinde bir davete katıldığınızı hayal edebilir ya da Aziz Bey’i evine taşıyan Cevdet Bey ve arkadaşlarını merdivenlerde düşleyebilirsiniz. Hazır Protokol merdiveninden çıkmışken eski Küçük Sahne’ye uğrar, Gülriz Sururi’yi Sokak Kızı İrma’yı canlandırırken düşler, belki gitmişken Atlas Sineması’na girip Cevdet Bey’e küçük bir selam verip o eski sinemanın tüm yer göstericilerinin hayaletlerinin yanından geçip genç Dorsay’ın rock’n roll hayali eşliğinde bir film seyredersiniz.


1- Duhani, S. N. (1990). Beyoğlu’nun Adı Pera İken. İstanbul: İstanbul Kütüphanesi Yayınları.

2- Jamgoçyan, O. (2017). Osmanlı İmparatorluğu’nda Sarraflık Rumlar, Museviler, Frenkler, Ermeniler (1650-1850). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

3- Belge, M. (1994). İstanbul Gezi Rehberi. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

4- Jamgoçyan, O. A.g.y.

5-  Gargoyle; Ortaçağ yapı sanatında genellikle cephede veya çörtenlerde kullanılan kötü ruhlardan koruduğuna inanılan yaratık heykeller.

6- Dorsay, A. (2004). Gençlik Hayallerimizin Sihirli Şatoları: Sinemalar. M. S. Genim, Y. Dağlı, E. Karakaya, M. İstekli, D. Çakıl (Ed.), Geçmişten Günümüze Beyoğlu II içinde (s. 673-688). İstanbul: Taç Vakfı Yayınları.

7- Dorsay A. (1991). Benim Beyoğlum. İstanbul: Çağdaş Yayıncılık ve Basın Sanayi A.Ş.

8- Dorsay A. (2004). A.g.y.

9- Cevdet Pişkin ile kişisel görüşme (Ocak 2020).

10- Cevdet Pişkin ile kişisel görüşme (Ocak 2020).

11- Cevdet Pişkin ile kişisel görüşme (Ocak 2020).

12- Cevdet Pişkin ile kişisel görüşme (Ocak 2020).

13- Dorsay A. (1991). A.g.y.

14- Kuruyazıcı H. (2004). Tiyatrolar. M. S. Genim, Y. Dağlı, E. Karakaya, M. İstekli, D. Çakıl (Ed.), Geçmişten Günümüze Beyoğlu II içinde (s. 661-671). İstanbul: Taç Vakfı Yayınları.

15- Cevdet Pişkin ile kişisel görüşme (Ocak 2020).

DÖN