Dünyada en fazla sayıda ülke tarafından kabul gören resmi belge olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, dünya üzerindeki tüm çocukların sahip olması gereken hakları tanımlamakta, ülkelere kendi durumlarını gözden geçirmeleri ve iyileştirmeleri yönünde politikalar geliştirmek üzere önemli bir yönlendirici olmaktadır.   

1996 yılında İstanbul’da düzenlenen Habitat II konferansı kapsamında UNICEF tarafından düzenlenen atölye çalışmasında, Çocuk Hakları’nın tanımlanması ve hızla kentleşen dünyada bu hedeflere ulaşmak için yapılması gerekenler üzerine tartışıldı. Sonucunda yayımlanan “The Children’s Rights and Habitat Report, 1997” ise Çocuk Dostu Şehirler (ÇDŞ) programı konusunda atılmış ilk önemli adım oldu. 2000’ler itibariyle öne çıkmaya başlayan kavram, çocuk hakları sözleşmesinde tanımlanan hakların hayata geçirilmesi konusunda yol gösterici olacak kriterlerin tanımlanması ile sonuçlandı. UNICEF tarafından belirlenen 12 başlık çocuk dostu kentlerin sağlaması gereken Çevresel, Mekansal, Yönetimsel ve Sosyal olanakları tanımlayarak farklı uygulamalar için yönlendirici oldu.1

  • Kentleri hakkındaki kararları etkileyebilmek,
  • Nasıl bir kent istedikleri konusunda fikirlerini dile getirebilmek,
  • Aileye, topluma ve sosyal hayata katılım sağlayabilmek,
  • Barınma, eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlere ulaşabilmek,
  • Temiz su içebilmek ve düzgün kanalizasyon sistemine sahip olmak,
  • Şiddet, sömürü ve istismara karşı korunmak,
  • Caddelerde kendi başına özgürce yürüyebilmek,
  • Arkadaş edinebilmek ve oyun oynamak,
  • Bitkiler ve hayvanlar için yeşil alanlara sahip olmak, 
  • Temiz bir çevrede yaşamak,
  • Kültürel ve sosyal etkinliklere katılabilmek,
  • Din, dil, gelir, cinsiyet, etnik köken ya da bir dezavantaj farkı gözetilmeksizin tüm kentlilerle eşit şekilde kentin tüm servislerinden yararlanabilmek. 

Diğer yandan çocuk dostu yaşam alanları yaratılması için, yasal çerçevelerle tanımlanan altyapının, bir yaşam biçimi haline gelerek başta çocuklar ve aileler olmak üzere toplumun tüm bireyleri tarafından benimsenmesi gerekmektedir. Bunun sağlanabilmesi için de başta yerel yönetimler olmak üzere, sivil toplum kuruluşlarına, eğitimcilere, tasarımcılara ve araştırmacılara önemli roller düşmektedir. Belirlenen kriterlerin çevresel, mekansal, yönetimsel ve sosyal boyutta uygulamaya geçirilebilmesi için farklı metotlar ve eylem planlarının geliştirilmesi gerekmekle birlikte, uygulama yapılan yerlerin mekansal, toplumsal, ekonomik vb. özelliklerine göre de özel çalışmalara ihtiyaç vardır. 

Çocuk Dostu Şehir kriterlerinin altyapı ve yönetişim gibi eylem alanları daha belirli olan maddelerinin uygulamaya geçmesi daha hızlı olabilmekte; mekansal ve tasarıma dönük olanlar ise daha uzun sürebilmektedir. Özellikle kentsel tasarım ve planlama açısından bakıldığında iyi tasarlanmış, çeşitlilik sağlayan mekanlar yaratılması, sosyal ve katılım boyutunun kendiliğinden gerçekleşmesine de olanak sağlayacaktır.   

Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan 2014 Dünya Kentleşme Raporu’na göre dünya üzerindeki nüfusun %54’ü kentsel alanlarda yaşamakta ve günümüzde mekansal gelişmeler, ölçeği giderek büyüyen kentlerde doğup büyüyen çocukların ihtiyaçları ise önemli bir konu haline gelmektedir. Aynı zamanda, çocuk dostu bir kent, tüm yaşayanlar için uygun koşullara sahip olan bir kenttir.2 Planlama yaklaşımlarının tümü tarih boyunca daha yaşanabilir kentsel mekanlar yaratmak amacıyla farklı modeller önermişler. Bu modeller sürdürülebilirlik, akıllı kullanımlar, kent formu ya da sektörel özelliklerden birini öne çıkarmakla birlikte, özellikle vurgulanmasa da yaklaşımların geneline bakıldığında çocuk dostu mekanlar yaratılmasına yönelik altyapıyı sağlamaktadırlar. Diğer yandan, Çocuk Dostu Şehirler konusuna odaklanan kentsel tasarım yaklaşımları ve uygulamalar mekansal özellik ve müdahale biçimlerini tanımlamaya dönük modeller önermektedir.3

Avustralya’da bulunan New South Wales Çocuklar ve Gençler Komisyonu, gençlerin ve çocukların ihtiyaçlarını hedef alan, farklı başlıklar altında uygulamaya dönük pek çok çerçeve yayımlamaktadır. 2009 yılında çocuk dostu mekanlar konusunda önerdiği ilkeler 3 ana başlık altında toplanmaktadır: 

1. Temsiliyet: Kamusal hizmetlerden bağımsız olarak yararlanmak; topluma aktif şekilde dahil olmak.

2. Güvenlik ve Koruma: Açık kamusal alanların daha güvenli hale getirilmesi, çocukların toplumla daha ilişkili ve güven duygusu gelişmiş olmasının sağlanması.

3. Kendini iyi hissetme: Eğlenceli, davetkar ve destekleyici mekanların; yeşil alanlara ve doğaya erişimin artırılması, kentler hakkında verilen kararları etkileyebilmek.  

2005 yılında Hollanda’nın Delft kentinde düzenlenen Child Street Konferansı, gücünü oyun oynamak, yürümek ve bisiklete binmekten alan çocuk dostu kamusal alanların geliştirilmesi, tasarlanması ve dönüştürülmesi konusunu ele almıştır.4 Aktarılan projeler ve uluslararası örnekler ışığında oluşturulan manifesto, çocuk dostu kentsel alanlar tasarlanması konusunda 22 ülke tarafından kabul görmüştür.5 Aynı konferans içinde geliştirilen bir diğer kentsel tasarım yaklaşımı ise Kids Street Scan’dir (KISS). Bu yaklaşım hareket ve etkinlik odaklı olarak kentsel mekanları ele almakta ve bir model önermektedir. KISS, 6 temel kriter üzerinden öneri geliştirmektedir:6

1. Güvenlik: Sosyal ve fiziksel güvenliğin sağlanması

2. Yürünebilirlik: Kentsel alanlarda güvenle yürüme ve sokaklarda karşıdan karşıya geçebilme

3. Bisiklete binebilme: Kentsel alanlarda güvenle bisiklete binebilme ve sokaklarda karşıdan karşıya geçebilme

4. Çapraz geçişlere imkan tanıma: Tüm sokak yüzeyinin kullanıma uygunluğu, çapraz geçişlere ve yol yüzeyini maksimum düzeyde kullanmaya olanak tanıması (böylece kent içinde kullanılan kamusal alan yüzeyinin de artırılmış olması)

5. Keyif alınacak mekanlar: Mekansal / işlevsel çeşitlilik ve çekiciliğin yüksek olması

6. Oyun oynayabilirlik: Farklı kullanımlara ve etkinliklere imkan tanıması.

Francis ve Lorenzo, hızlı kentleşme ve motorlu araç kullanımının kent formuna olan etkileri üzerinden çocukların kentle ilişki kurma ve kenti kullanma dinamiklerini tanımlamakta; aynı zamanda bir katılım projesi olarak çocuklarla birlikte yürüttüğü mahalle yenileme projeleri üzerinden çocukların planlama ve kentsel tasarım ölçeğinde önemsedikleri kriterleri aktarmaktadır.7 Bu kriterler:   

  1. Erişilebilirlik,
  2. Karma kullanım ve karma kullanıcılar ile sosyalleşebilme,
  3. Küçük, uygulanabilir ve esnek çözümler,
  4. Doğal ve çevreye duyarlı çözümler,
  5. Kimlikli kentsel mekanlar,
  6. Katılıma fırsat veren mekanlar olarak tanımlanmıştır. 

Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde 10-15 yaş aralığında gençlerin katılımıyla yerel mekanın olumlu fiziksel özellikleri üzerine bir çalışma yürüten Chawla, çocuk dostu mekanlar tasarlanması için şu kriterleri belirlemiştir:8

  1. Yeşil alanların varlığı, 
  2. Davranış ortamlarının varlığı, 
  3. Etkinlik alanlarının varlığı, 
  4. Özgürce hareket edebilme, 
  5. Tehlikelerden uzak mekan,
  6. Toplanma alanlarının varlığı. 

Örnek olarak ele alınan tüm yaklaşımlar temelde benzer parametreleri içermekle birlikte iki temel özellik farklı başlıklar içinde, hatta kapsayıcı ve diğer kriterleri de sağlayan özellikler olarak öne çıkmaktadır: Bunlardan ilki mekan içinde rahatça hareket edebilme, erişilebilirlik; diğeri ise oyun oynama ve etkinliklerdir.  

Çocuklar, içinde yaşadıkları kenti hareket ederek tanırlar.

K. Lynch tarafından yapılan kent imgesi çalışmaları da göstermektedir ki, kentsel yaşam alanlarının kullanıcıları tarafından benimsenmesi hem algısal hem de mekansal olarak erişilebilir ve okunabilir olmaları ile doğrudan ilişkilidir. Mekan içinde rahatça hareket edebilmek alanı kavrayabilmenin birincil yöntemidir. Mekansal kısıtlamalardan uzak; toplumsal ve mekansal olarak güvenli alanlarda yürümek, bisiklete binmek ve özgürce hareket etmek kentli olmanın temel gerekliliğidir.    

Yoğunluk artışları nedeniyle kent içi yeşillerin ve doğaya erişimin azalması kentte büyüyen çocukların doğa ile kurdukları ilişkiyi kötü etkilemiş, araç hakimiyeti arttıkça çocukların sokaklarda ve kent içi yeşillerde kendi başlarına hareket etme durumları ortadan kalkmış, kent içinde sürekli araç ile hareket eden çocukların mekanları ile kurdukları anlamsal ilişki de farklılaşmıştır. 

Birey ve mekan arasındaki algısal ilişkinin yapıtaşlarından olan hareket aynı zamanda mekanın erişilebilirliğini de belirlemektedir. Mekanın kullanıcısı tarafından sahiplenilebilmesi için öncelikle iyi tanınması ve kullanılması gerekmektedir. Bu da ancak hareket ile mümkün olmaktadır. Çocuklar, içinde yaşadıkları kenti hareket ederek tanırlar. Hareket etme miktarları ve dolaşabildikleri alan ne kadar genişse kent ile kurdukları ilişki de o kadar genişler. Yaşam çevresi içinde kendi başına dolaşabilmek ise çocukların geleceğin aktif kentlileri olmaları yönünde önemli bir adımdır. Mekanını kendisi gezebilen çocuklar yol bulmak / keşfetmek için alanı daha detaylı incelediklerinden duygusal olarak da etkileşime daha açık olmakta, aidiyet geliştirmek ve mekanı sahiplenmek açısından avantajlı bir konumda bulunmaktadırlar. Mekanını sahiplenen bireyler ise kenti hakkında fikir sahibi olarak karar süreçlerine katılmak konusunda daha rahat olabileceklerdir. Yapılı çevrede, erişilebilirlik / hareket anlamında fiziksel olarak doğru tasarlanmış olan bir yerin güvenlik ile ilgili sorunları da büyük oranda çözülmüş olacaktır. Yürümek için tercih edilen bir yer kullanıcılar tarafından tercih edilip boş kalmayacağından sosyal olarak daima kontrol edilebilir, dolayısı ile güvenli olabilecektir. Diğer yandan malzemeler, ölçek – oranlar, ulaşım mühendisliği açılarından doğru tasarlanan yerler ise fiziksel güvenlik koşullarını sağlayacaktır. Doğru fiziksel düzenlemeler, sunacağı farklı davranış ortamları ve mekanlar ile sosyal hayatı da kendine çekecektir. 

Fotoğraf: Seine Nehri kıyısında
oyun parkuru olarak duvar düzenlemesi,
Paris, Fransa (K.Ülker arşivi, 2017).

İngiltere’de ilkokul çocuklarına uygulanan Kerbcraft eğitimi temelde yol güvenliğinin artırılması ve çocuklara yaya eğitimlerinin verilmesini amaçlamaktadır.10 Yerel yönetimler tarafından organize edilen bu eğitimler okul programlarının içinde yer almakta, öğrencilerin evlerinden okullarına yaya olarak güvenli bir biçimde gitmeleri için gereken tüm bilgiyi sokaklarda uygulamalı olarak vermektedir. Park ve okul alanlarına güvenli yaya geçişleri, trafik ışıklı kavşaklar, kontrollü yol üzeri park alanları ve güçlü yaya-taşıt ayrımı teknik olarak mekanı doğru şekilde düzenlerken, verilen bu eğitimler ile çocuklar, kent yaşamı ve trafik konusunda farkındalık kazanmaktadır.  

ÇDŞ’ler tarafından yerine getirilmesi gereken ve kentsel tasarım yaklaşımları içinde de farklı başlıklar altında olsa da önemle tekrarlanan bir diğer özellik ise oyun/etkinlik mekanlarıdır. Oyun oynamak çocuk gelişiminin en önemli yapıtaşlarından biridir. Sosyalleşmenin, öğrenmenin, yaşıtları ile etkileşime geçmenin, mekanı kavramanın ve yeni fikirler geliştirmenin, keşifler yapmanın başlıca yöntemi oyun oynamaktır. Aynı zamanda farklı kullanımlara ve oyunlara olanak tanıyan mekanlar çocuklar tarafından daha çekici olarak da algılanmaktadırlar. 

Kentsel mekanda yaşam kalitesinin artırılması açısından yeşil alanlar ile bağlantının güçlendirilmesi adına çocuk oyun alanları farklı bir yapı bileşeni oluşturmakla birlikte, açık kamusal alanlar içinde “oyun oynama”ya olanak tanıyan her türlü düzenleme “oyuncu” kentsel mekanlara katkıda bulunur. Bu noktada söz konusu olan tamamen düzenlenmiş ve tanımlı bir çocuk oyun alanı olmaktan öte, yaratıcı mekansal müdahaleler ile çocukların dikkatini çekecek ve onları farklı bir aktivite içine çekebilecek her türlü düzenlemedir. Kimi zaman bir kent duvarı üzerine yerleştirilen elemanlar, kimi zaman da çevresi ile uyumlu malzemelerden oluşan bir kabuk farklı oyunlar ve etkinliklere fırsat verir. 

Fotoğraf: Tanımlı oyun için tasarlanmış park alanı,
Fındıklı Parkı, İstanbul (B.Aksel arşivi, 2017).

Diğer yandan oyun kavramının, inovasyon ve yeni fikirler ortaya çıkarma ile de doğrudan bağlantısı vardır. Kurallı ve tekrara dayalı oyundan öte, katılımcının keşfetmesine, kuralları yeniden yazmasına imkan tanıyan “oyunbaz” oyun öğrenme, keşfetme ve yaratmanın temel tetikleyicisidir. Yeni davranış ve düşünce biçimleri çoğunlukla oyundan türer; oyun, çevreyle baş etmede bazıları yararlı hale dönüşebilen yeni yollar keşfedilmesini sağlayabilir. Bir yandan hayal gücünü geliştirirken bir yandan da çevreyi anlamada yardımcı olur. Diğer yandan oyun içgüdüseldir ve temel amacı eğlenmek, oynamaktır.11 Bu açıdan bakıldığında kent içinde yer alan oyun alanlarından az bir bölümünün çocukların yaratıcılıklarını geliştirecek nitelikte olduğu çıkarımı yapılabilir. Yönlendirilmiş eylemler içeren oyun parkları (kaydırak, salıncak vb.) kent yüzeyinde işlevsel dağılım açısından çocuk mekanlarını tanımlamakla birlikte zihinsel gelişim için yeterli desteği sağlamamaktadır. Farklı yaklaşımlar ile tasarlanacak çocuk oyun alanlarının kent içinde farklı, hatta beklenmedik lokasyonlara yerleştirilmesi mekanları çekici hale getireceği gibi “oyun” kavramını gündelik hayatın içine de sokacaktır.    

Çocuklar için çekici hale gelen bu tip alanlar, eşlik eden büyükler için de bir çekim noktası oluşturabileceği gibi, güvenlik ve erişim açısından doğru çözümlendiklerinde çocukların kendi başlarına gidebilecekleri kentsel alanlar haline gelebilirler. Böylece kentte yaşayan çocukların serbestçe hareket edebilme, yaşıtları ile sosyalleşme, toplumla etkileşim içine girebilme ve oyun oynama gibi birden fazla ihtiyacını karşılayabilecekleri mekanlar tanımlayabilirler.  

İstanbul gibi büyük ölçekli kentsel alanlarda yapılan çocuk dostu mekansal müdahaleler ne yazık ki görünür hale gelememekte, birbiri ile bağlantılı olarak bir sistem oluşturamamaktadır. Kent içinde noktasal nitelikte kalan bu müdahaleler beklenen etkiyi yapmadığı gibi kentin diğer baskın işlevleri tarafından yok edilme tehlikesi taşımaktadır. Bu nedenle gerçekleştirilecek mekansal müdahalelerin birbiri ile güçlü ilişki içinde olması, birbirini desteklemesi ve özellikle kentin kamusal alanlar sistemi içinde görünür olması gerekmektedir. Güçlü erişim aksları ile birbirine bağlanan oyun ve etkinlik alanları çocukları olduğu kadar büyükleri de kendine çekeceği için beklenen sosyalleşme, etkileşim ve katılım ortamını yaratmak adına da ilk adımı oluşturacaktır.   


1 — Child Friendly Cities, “What is a Child Friendly City?”, childfriendlycities.org/overview/what-is-a-child-friendly-city/ (Erişim tarihi: Ekim 2017)

2 — UNICEF (1996) The State of the World’s Children 1996, New York: Oxford University Press.

3 — Freeman, C. ve Tranter, P. (2011), Children and Their Urban Environment: Changing Worlds, Londra: Earthscan,

4 — International Childstreet2005 Conference, www.woonerfgoed.nl/int/Childstreet.html (Erişim: Ağustos 2017)

5 — “The Delft Manifesto on a Chield Friendly Urban Environment”, www.woonerfgoed.nl/int/Childstreet_files/The%20Delft%20Manifesto-Color.pdf (Erişim: Ağustos 2017)

6 — “KiSS 1.0 Kids Street Scan”, www.woonerfgoed.nl/int/Childstreet_files/KISSintroduction-handout.pdf (Erişim: Ağustos 2017)

7 — Francis, M. ve Lorenzo, R. (2006) “Children and City design: Proactive process and the ‘renewal’ of childhood”, Children and Their Environments: Learning, Using and Designing Spaces, Cambridge: Cambridge University Press, s. 217-37.

8 — Chawla, L. (2002) Growing Up in an Urbanising World, Unesco. Management of Social Transformations Program, Londra: Earthscan.

9 — Francis, M. ve Lorenzo, R. (2006) a.g.y.

10 — “Education & Training in Schools”, www.roadsafetygb.org.uk/regions/5.html (Erişim: Eylül 2017)

11 — Bateson, P. ve Martin, P. (2014) Oyun, Oyunbazlık, Yaratıcılık ve İnovasyon, çev. Songül Kırgezen, İstanbul: Ayrıntı.

Dünyada en fazla sayıda ülke tarafından kabul gören resmi belge olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, dünya üzerindeki tüm çocukların sahip olması gereken hakları tanımlamakta, ülkelere kendi durumlarını gözden geçirmeleri ve iyileştirmeleri yönünde politikalar geliştirmek üzere önemli bir yönlendirici olmaktadır.   

1996 yılında İstanbul’da düzenlenen Habitat II konferansı kapsamında UNICEF tarafından düzenlenen atölye çalışmasında, Çocuk Hakları’nın tanımlanması ve hızla kentleşen dünyada bu hedeflere ulaşmak için yapılması gerekenler üzerine tartışıldı. Sonucunda yayımlanan “The Children’s Rights and Habitat Report, 1997” ise Çocuk Dostu Şehirler (ÇDŞ) programı konusunda atılmış ilk önemli adım oldu. 2000’ler itibariyle öne çıkmaya başlayan kavram, çocuk hakları sözleşmesinde tanımlanan hakların hayata geçirilmesi konusunda yol gösterici olacak kriterlerin tanımlanması ile sonuçlandı. UNICEF tarafından belirlenen 12 başlık çocuk dostu kentlerin sağlaması gereken Çevresel, Mekansal, Yönetimsel ve Sosyal olanakları tanımlayarak farklı uygulamalar için yönlendirici oldu.1

  • Kentleri hakkındaki kararları etkileyebilmek,
  • Nasıl bir kent istedikleri konusunda fikirlerini dile getirebilmek,
  • Aileye, topluma ve sosyal hayata katılım sağlayabilmek,
  • Barınma, eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlere ulaşabilmek,
  • Temiz su içebilmek ve düzgün kanalizasyon sistemine sahip olmak,
  • Şiddet, sömürü ve istismara karşı korunmak,
  • Caddelerde kendi başına özgürce yürüyebilmek,
  • Arkadaş edinebilmek ve oyun oynamak,
  • Bitkiler ve hayvanlar için yeşil alanlara sahip olmak, 
  • Temiz bir çevrede yaşamak,
  • Kültürel ve sosyal etkinliklere katılabilmek,
  • Din, dil, gelir, cinsiyet, etnik köken ya da bir dezavantaj farkı gözetilmeksizin tüm kentlilerle eşit şekilde kentin tüm servislerinden yararlanabilmek. 

Diğer yandan çocuk dostu yaşam alanları yaratılması için, yasal çerçevelerle tanımlanan altyapının, bir yaşam biçimi haline gelerek başta çocuklar ve aileler olmak üzere toplumun tüm bireyleri tarafından benimsenmesi gerekmektedir. Bunun sağlanabilmesi için de başta yerel yönetimler olmak üzere, sivil toplum kuruluşlarına, eğitimcilere, tasarımcılara ve araştırmacılara önemli roller düşmektedir. Belirlenen kriterlerin çevresel, mekansal, yönetimsel ve sosyal boyutta uygulamaya geçirilebilmesi için farklı metotlar ve eylem planlarının geliştirilmesi gerekmekle birlikte, uygulama yapılan yerlerin mekansal, toplumsal, ekonomik vb. özelliklerine göre de özel çalışmalara ihtiyaç vardır. 

Çocuk Dostu Şehir kriterlerinin altyapı ve yönetişim gibi eylem alanları daha belirli olan maddelerinin uygulamaya geçmesi daha hızlı olabilmekte; mekansal ve tasarıma dönük olanlar ise daha uzun sürebilmektedir. Özellikle kentsel tasarım ve planlama açısından bakıldığında iyi tasarlanmış, çeşitlilik sağlayan mekanlar yaratılması, sosyal ve katılım boyutunun kendiliğinden gerçekleşmesine de olanak sağlayacaktır.   

Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan 2014 Dünya Kentleşme Raporu’na göre dünya üzerindeki nüfusun %54’ü kentsel alanlarda yaşamakta ve günümüzde mekansal gelişmeler, ölçeği giderek büyüyen kentlerde doğup büyüyen çocukların ihtiyaçları ise önemli bir konu haline gelmektedir. Aynı zamanda, çocuk dostu bir kent, tüm yaşayanlar için uygun koşullara sahip olan bir kenttir.2 Planlama yaklaşımlarının tümü tarih boyunca daha yaşanabilir kentsel mekanlar yaratmak amacıyla farklı modeller önermişler. Bu modeller sürdürülebilirlik, akıllı kullanımlar, kent formu ya da sektörel özelliklerden birini öne çıkarmakla birlikte, özellikle vurgulanmasa da yaklaşımların geneline bakıldığında çocuk dostu mekanlar yaratılmasına yönelik altyapıyı sağlamaktadırlar. Diğer yandan, Çocuk Dostu Şehirler konusuna odaklanan kentsel tasarım yaklaşımları ve uygulamalar mekansal özellik ve müdahale biçimlerini tanımlamaya dönük modeller önermektedir.3

Avustralya’da bulunan New South Wales Çocuklar ve Gençler Komisyonu, gençlerin ve çocukların ihtiyaçlarını hedef alan, farklı başlıklar altında uygulamaya dönük pek çok çerçeve yayımlamaktadır. 2009 yılında çocuk dostu mekanlar konusunda önerdiği ilkeler 3 ana başlık altında toplanmaktadır: 

1. Temsiliyet: Kamusal hizmetlerden bağımsız olarak yararlanmak; topluma aktif şekilde dahil olmak.

2. Güvenlik ve Koruma: Açık kamusal alanların daha güvenli hale getirilmesi, çocukların toplumla daha ilişkili ve güven duygusu gelişmiş olmasının sağlanması.

3. Kendini iyi hissetme: Eğlenceli, davetkar ve destekleyici mekanların; yeşil alanlara ve doğaya erişimin artırılması, kentler hakkında verilen kararları etkileyebilmek.  

2005 yılında Hollanda’nın Delft kentinde düzenlenen Child Street Konferansı, gücünü oyun oynamak, yürümek ve bisiklete binmekten alan çocuk dostu kamusal alanların geliştirilmesi, tasarlanması ve dönüştürülmesi konusunu ele almıştır.4 Aktarılan projeler ve uluslararası örnekler ışığında oluşturulan manifesto, çocuk dostu kentsel alanlar tasarlanması konusunda 22 ülke tarafından kabul görmüştür.5 Aynı konferans içinde geliştirilen bir diğer kentsel tasarım yaklaşımı ise Kids Street Scan’dir (KISS). Bu yaklaşım hareket ve etkinlik odaklı olarak kentsel mekanları ele almakta ve bir model önermektedir. KISS, 6 temel kriter üzerinden öneri geliştirmektedir:6

1. Güvenlik: Sosyal ve fiziksel güvenliğin sağlanması

2. Yürünebilirlik: Kentsel alanlarda güvenle yürüme ve sokaklarda karşıdan karşıya geçebilme

3. Bisiklete binebilme: Kentsel alanlarda güvenle bisiklete binebilme ve sokaklarda karşıdan karşıya geçebilme

4. Çapraz geçişlere imkan tanıma: Tüm sokak yüzeyinin kullanıma uygunluğu, çapraz geçişlere ve yol yüzeyini maksimum düzeyde kullanmaya olanak tanıması (böylece kent içinde kullanılan kamusal alan yüzeyinin de artırılmış olması)

5. Keyif alınacak mekanlar: Mekansal / işlevsel çeşitlilik ve çekiciliğin yüksek olması

6. Oyun oynayabilirlik: Farklı kullanımlara ve etkinliklere imkan tanıması.

Francis ve Lorenzo, hızlı kentleşme ve motorlu araç kullanımının kent formuna olan etkileri üzerinden çocukların kentle ilişki kurma ve kenti kullanma dinamiklerini tanımlamakta; aynı zamanda bir katılım projesi olarak çocuklarla birlikte yürüttüğü mahalle yenileme projeleri üzerinden çocukların planlama ve kentsel tasarım ölçeğinde önemsedikleri kriterleri aktarmaktadır.7 Bu kriterler:   

  1. Erişilebilirlik,
  2. Karma kullanım ve karma kullanıcılar ile sosyalleşebilme,
  3. Küçük, uygulanabilir ve esnek çözümler,
  4. Doğal ve çevreye duyarlı çözümler,
  5. Kimlikli kentsel mekanlar,
  6. Katılıma fırsat veren mekanlar olarak tanımlanmıştır. 

Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde 10-15 yaş aralığında gençlerin katılımıyla yerel mekanın olumlu fiziksel özellikleri üzerine bir çalışma yürüten Chawla, çocuk dostu mekanlar tasarlanması için şu kriterleri belirlemiştir:8

  1. Yeşil alanların varlığı, 
  2. Davranış ortamlarının varlığı, 
  3. Etkinlik alanlarının varlığı, 
  4. Özgürce hareket edebilme, 
  5. Tehlikelerden uzak mekan,
  6. Toplanma alanlarının varlığı. 

Örnek olarak ele alınan tüm yaklaşımlar temelde benzer parametreleri içermekle birlikte iki temel özellik farklı başlıklar içinde, hatta kapsayıcı ve diğer kriterleri de sağlayan özellikler olarak öne çıkmaktadır: Bunlardan ilki mekan içinde rahatça hareket edebilme, erişilebilirlik; diğeri ise oyun oynama ve etkinliklerdir.  

Çocuklar, içinde yaşadıkları kenti hareket ederek tanırlar.

K. Lynch tarafından yapılan kent imgesi çalışmaları da göstermektedir ki, kentsel yaşam alanlarının kullanıcıları tarafından benimsenmesi hem algısal hem de mekansal olarak erişilebilir ve okunabilir olmaları ile doğrudan ilişkilidir. Mekan içinde rahatça hareket edebilmek alanı kavrayabilmenin birincil yöntemidir. Mekansal kısıtlamalardan uzak; toplumsal ve mekansal olarak güvenli alanlarda yürümek, bisiklete binmek ve özgürce hareket etmek kentli olmanın temel gerekliliğidir.    

Yoğunluk artışları nedeniyle kent içi yeşillerin ve doğaya erişimin azalması kentte büyüyen çocukların doğa ile kurdukları ilişkiyi kötü etkilemiş, araç hakimiyeti arttıkça çocukların sokaklarda ve kent içi yeşillerde kendi başlarına hareket etme durumları ortadan kalkmış, kent içinde sürekli araç ile hareket eden çocukların mekanları ile kurdukları anlamsal ilişki de farklılaşmıştır. 

Birey ve mekan arasındaki algısal ilişkinin yapıtaşlarından olan hareket aynı zamanda mekanın erişilebilirliğini de belirlemektedir. Mekanın kullanıcısı tarafından sahiplenilebilmesi için öncelikle iyi tanınması ve kullanılması gerekmektedir. Bu da ancak hareket ile mümkün olmaktadır. Çocuklar, içinde yaşadıkları kenti hareket ederek tanırlar. Hareket etme miktarları ve dolaşabildikleri alan ne kadar genişse kent ile kurdukları ilişki de o kadar genişler. Yaşam çevresi içinde kendi başına dolaşabilmek ise çocukların geleceğin aktif kentlileri olmaları yönünde önemli bir adımdır. Mekanını kendisi gezebilen çocuklar yol bulmak / keşfetmek için alanı daha detaylı incelediklerinden duygusal olarak da etkileşime daha açık olmakta, aidiyet geliştirmek ve mekanı sahiplenmek açısından avantajlı bir konumda bulunmaktadırlar. Mekanını sahiplenen bireyler ise kenti hakkında fikir sahibi olarak karar süreçlerine katılmak konusunda daha rahat olabileceklerdir. Yapılı çevrede, erişilebilirlik / hareket anlamında fiziksel olarak doğru tasarlanmış olan bir yerin güvenlik ile ilgili sorunları da büyük oranda çözülmüş olacaktır. Yürümek için tercih edilen bir yer kullanıcılar tarafından tercih edilip boş kalmayacağından sosyal olarak daima kontrol edilebilir, dolayısı ile güvenli olabilecektir. Diğer yandan malzemeler, ölçek – oranlar, ulaşım mühendisliği açılarından doğru tasarlanan yerler ise fiziksel güvenlik koşullarını sağlayacaktır. Doğru fiziksel düzenlemeler, sunacağı farklı davranış ortamları ve mekanlar ile sosyal hayatı da kendine çekecektir. 

Fotoğraf: Seine Nehri kıyısında
oyun parkuru olarak duvar düzenlemesi,
Paris, Fransa (K.Ülker arşivi, 2017).

İngiltere’de ilkokul çocuklarına uygulanan Kerbcraft eğitimi temelde yol güvenliğinin artırılması ve çocuklara yaya eğitimlerinin verilmesini amaçlamaktadır.10 Yerel yönetimler tarafından organize edilen bu eğitimler okul programlarının içinde yer almakta, öğrencilerin evlerinden okullarına yaya olarak güvenli bir biçimde gitmeleri için gereken tüm bilgiyi sokaklarda uygulamalı olarak vermektedir. Park ve okul alanlarına güvenli yaya geçişleri, trafik ışıklı kavşaklar, kontrollü yol üzeri park alanları ve güçlü yaya-taşıt ayrımı teknik olarak mekanı doğru şekilde düzenlerken, verilen bu eğitimler ile çocuklar, kent yaşamı ve trafik konusunda farkındalık kazanmaktadır.  

ÇDŞ’ler tarafından yerine getirilmesi gereken ve kentsel tasarım yaklaşımları içinde de farklı başlıklar altında olsa da önemle tekrarlanan bir diğer özellik ise oyun/etkinlik mekanlarıdır. Oyun oynamak çocuk gelişiminin en önemli yapıtaşlarından biridir. Sosyalleşmenin, öğrenmenin, yaşıtları ile etkileşime geçmenin, mekanı kavramanın ve yeni fikirler geliştirmenin, keşifler yapmanın başlıca yöntemi oyun oynamaktır. Aynı zamanda farklı kullanımlara ve oyunlara olanak tanıyan mekanlar çocuklar tarafından daha çekici olarak da algılanmaktadırlar. 

Kentsel mekanda yaşam kalitesinin artırılması açısından yeşil alanlar ile bağlantının güçlendirilmesi adına çocuk oyun alanları farklı bir yapı bileşeni oluşturmakla birlikte, açık kamusal alanlar içinde “oyun oynama”ya olanak tanıyan her türlü düzenleme “oyuncu” kentsel mekanlara katkıda bulunur. Bu noktada söz konusu olan tamamen düzenlenmiş ve tanımlı bir çocuk oyun alanı olmaktan öte, yaratıcı mekansal müdahaleler ile çocukların dikkatini çekecek ve onları farklı bir aktivite içine çekebilecek her türlü düzenlemedir. Kimi zaman bir kent duvarı üzerine yerleştirilen elemanlar, kimi zaman da çevresi ile uyumlu malzemelerden oluşan bir kabuk farklı oyunlar ve etkinliklere fırsat verir. 

Fotoğraf: Tanımlı oyun için tasarlanmış park alanı,
Fındıklı Parkı, İstanbul (B.Aksel arşivi, 2017).

Diğer yandan oyun kavramının, inovasyon ve yeni fikirler ortaya çıkarma ile de doğrudan bağlantısı vardır. Kurallı ve tekrara dayalı oyundan öte, katılımcının keşfetmesine, kuralları yeniden yazmasına imkan tanıyan “oyunbaz” oyun öğrenme, keşfetme ve yaratmanın temel tetikleyicisidir. Yeni davranış ve düşünce biçimleri çoğunlukla oyundan türer; oyun, çevreyle baş etmede bazıları yararlı hale dönüşebilen yeni yollar keşfedilmesini sağlayabilir. Bir yandan hayal gücünü geliştirirken bir yandan da çevreyi anlamada yardımcı olur. Diğer yandan oyun içgüdüseldir ve temel amacı eğlenmek, oynamaktır.11 Bu açıdan bakıldığında kent içinde yer alan oyun alanlarından az bir bölümünün çocukların yaratıcılıklarını geliştirecek nitelikte olduğu çıkarımı yapılabilir. Yönlendirilmiş eylemler içeren oyun parkları (kaydırak, salıncak vb.) kent yüzeyinde işlevsel dağılım açısından çocuk mekanlarını tanımlamakla birlikte zihinsel gelişim için yeterli desteği sağlamamaktadır. Farklı yaklaşımlar ile tasarlanacak çocuk oyun alanlarının kent içinde farklı, hatta beklenmedik lokasyonlara yerleştirilmesi mekanları çekici hale getireceği gibi “oyun” kavramını gündelik hayatın içine de sokacaktır.    

Çocuklar için çekici hale gelen bu tip alanlar, eşlik eden büyükler için de bir çekim noktası oluşturabileceği gibi, güvenlik ve erişim açısından doğru çözümlendiklerinde çocukların kendi başlarına gidebilecekleri kentsel alanlar haline gelebilirler. Böylece kentte yaşayan çocukların serbestçe hareket edebilme, yaşıtları ile sosyalleşme, toplumla etkileşim içine girebilme ve oyun oynama gibi birden fazla ihtiyacını karşılayabilecekleri mekanlar tanımlayabilirler.  

İstanbul gibi büyük ölçekli kentsel alanlarda yapılan çocuk dostu mekansal müdahaleler ne yazık ki görünür hale gelememekte, birbiri ile bağlantılı olarak bir sistem oluşturamamaktadır. Kent içinde noktasal nitelikte kalan bu müdahaleler beklenen etkiyi yapmadığı gibi kentin diğer baskın işlevleri tarafından yok edilme tehlikesi taşımaktadır. Bu nedenle gerçekleştirilecek mekansal müdahalelerin birbiri ile güçlü ilişki içinde olması, birbirini desteklemesi ve özellikle kentin kamusal alanlar sistemi içinde görünür olması gerekmektedir. Güçlü erişim aksları ile birbirine bağlanan oyun ve etkinlik alanları çocukları olduğu kadar büyükleri de kendine çekeceği için beklenen sosyalleşme, etkileşim ve katılım ortamını yaratmak adına da ilk adımı oluşturacaktır.   


1 — Child Friendly Cities, “What is a Child Friendly City?”, childfriendlycities.org/overview/what-is-a-child-friendly-city/ (Erişim tarihi: Ekim 2017)

2 — UNICEF (1996) The State of the World’s Children 1996, New York: Oxford University Press.

3 — Freeman, C. ve Tranter, P. (2011), Children and Their Urban Environment: Changing Worlds, Londra: Earthscan,

4 — International Childstreet2005 Conference, www.woonerfgoed.nl/int/Childstreet.html (Erişim: Ağustos 2017)

5 — “The Delft Manifesto on a Chield Friendly Urban Environment”, www.woonerfgoed.nl/int/Childstreet_files/The%20Delft%20Manifesto-Color.pdf (Erişim: Ağustos 2017)

6 — “KiSS 1.0 Kids Street Scan”, www.woonerfgoed.nl/int/Childstreet_files/KISSintroduction-handout.pdf (Erişim: Ağustos 2017)

7 — Francis, M. ve Lorenzo, R. (2006) “Children and City design: Proactive process and the ‘renewal’ of childhood”, Children and Their Environments: Learning, Using and Designing Spaces, Cambridge: Cambridge University Press, s. 217-37.

8 — Chawla, L. (2002) Growing Up in an Urbanising World, Unesco. Management of Social Transformations Program, Londra: Earthscan.

9 — Francis, M. ve Lorenzo, R. (2006) a.g.y.

10 — “Education & Training in Schools”, www.roadsafetygb.org.uk/regions/5.html (Erişim: Eylül 2017)

11 — Bateson, P. ve Martin, P. (2014) Oyun, Oyunbazlık, Yaratıcılık ve İnovasyon, çev. Songül Kırgezen, İstanbul: Ayrıntı.

DÖN